ArtWriting Türkiye: Dijital ortamda sanat yazarlığı

ArtWriting Türkiye: Dijital ortamda sanat yazarlığı

ArtWriting’in yeni sezonunun ilk etkinliğinde, kültür-sanat yazarlığının son yıllarda ivme kazanan dijital ortamdan nasıl etkilendiği meselesini gündeme getirdik. Etkinlik kapsamında M-est’ten Merve Ünsal, Artful Living’den Burcu Ezer, Sanatonline’dan Yasemin Elçi ve Sanatatak’tan Murat Alat ile bir araya geldik. Birbirlerinden işleyiş ve tarz olarak farklı olan her bir dijital mecranın ne gibi amaçlar ve eğilimlerle hareket ettiğinden genel anlamda dijital ortamda yazarlığın nasıl bir motivasyonla ilerlediği üzerine bir yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirdik.

Görsel, sıkıcı bir yazıyı okunur kılabilir

Konuşmanın ilk başlığı güncel sanat üzerine farklı söylemler yaratmak için de ortaya çıkan bu mecraların hem dili hem de söz konusu deneyimin basılı yayıncılıktan farkı nedir sorusu üzerineydi. Bu konuda konuşmacıların hemfikir olduğu nokta şuydu ki; dijital ortamdaki dilin basılı yayındakine göre daha sade, daha çarpıcı ve hatta görsel açıdan daha güçlü olmak zorunda olduğu. Öteki türlü okuru için okuması güç ve dikkatini uzun süre tutamadığı bir şeye dönüşüyor. Bunun yanında Murat Alat ve Burcu Ezer basılı ile dijital arasındaki farka dair önemli bir noktaya değiniyor. Basılı yayının zaman içinde oluşturduğu kendine has kemik bir kitlesi varken, dijitalde buna dair analiz yapmanın çok daha zor olduğu konusuna. Basılı yayıncılığın değişime daha kapalı olan kitlenin aksine, dijital değişime çok daha açık. Daha çarpıcı başlık, daha çarpıcı ve zengin görsel kullanmak gibi pek çok faktörün yan yana gelmesiyle patlamaya çok daha müsait bir alan olan dijital ortamın bu özelliği bir olumsuzluğu da beraberinde getiriyor. Gitgide görsel yoğunluğunun artması yazının okunurluğu üzerinde önemli etkiye sahip. Çok daha sıkıcı bir yazıyı okunur kılabilen görsel, okunacağı düşünülen bir yazıyı da bu açıdan olumsuz yönde etkileyebiliyor.

Yasemin Elçi, dijitalle ortaya çıkan yeni dili dijitalin kaçınılmaz olarak bağlı olduğu sosyal medya ile ilişkilendiriyor. Basılı mecrada gözetilen dil bütünlüğünden bağımsız, çok daha fazla yazarın olduğu dijital saha kaçınılmaz olarak da dil bakımından çeşitliliğe daha yatkın yeni bir ortam. Bu noktada Merve Ünsal’ın düşüncesi ise dijital ile basılı mecrada editöryel anlamda herhangi bir duruş farkının olmaması gerektiği yönünde. M-est için de önemli olan şeyin her zaman için geri gelen kitleyi oluşturmak olduğunun altını çiziyor. Ünsal, “dijitalde bir hata yaptığında ilk olarak okuyucu yakalıyor” diyor. Gezi zamanında Burak Delier’in dijital yayının basılı yayını geçtiği nokta sözüne referansla dijital yayının daha geçerli, belli kısıtlama ve sansürlere daha az maruz kalıyor olmasının da önemini vurguluyor.

“Sözün söylendiği her yer yazı olur”

M-est’in diğer üç yayına göre biraz daha farklı bir yazar profili var. Ünsal’ın Özge Ersoy’la birlikte kurdukları oluşum, belli zevkleri ve zaafları olan arkadaşlar üzerinden ilerliyor. Birlikte yenen yemek sohbetlerinin pek çoğu konuşmanın bir metne dönüşmesiyle sonlanıyor. Aynı zamanda bir tercih olarak çok daha organik ve biraz el yordamıyla gelişen bir işleyiş söz konusu M-est’te. Yazmasını istedikleri kişileri teşvik ediyor olmanın önemini de vurgulayan Ünsal, “sadece dijital mecra değil sözün söylendiği ve paylaşıldığı her yer aslında yazı olur” diyor. Daha geniş ve değişken bir profili olan Sanatonline hayatında ilk defa yazı yazan ya da röportaj yapacak olan yazarları da destekliyor. Bu konudaki kıstasları ise çok basit, konuya hâkim olmaları ve konunun hayatlarında da önemli yer tutuyor olması. Yazarın kalıcı olmasının öneminden bahseden Elçi, pek çok kişi için bunun bir heves gibi sonradan vazgeçilen bir şey olmasının tehlikesinden bahsediyor. Alat güncel sanat üzerine yazmak pratiğinin sosyal bilimlerden bağımsız olamayacağını ve bu konudaki eksikliğin yazarlıkta da eksikliği beraberinde getirdiği üzerinde duruyor. Konuşmanın bir diğer önemli başlığı ise eleştiri yazıyor olabilmek konusundaki sıkıntıydı. Eleştirmenin yok etmek gibi algılanıyor oluşundan bahseden Elçi, bu durumun sağlıklı bir eleştiri yapıyor olabilmeyi de güçleştirdiği üzerinde duruyor. Söz konusu sorunun çözümü bunu sistemin doğal bir parçası haline getirebilmekte. Ünsal bu noktada daha farklı bir yorum getiriyor, eleştiri okuyabildiğimiz bir sanat dünyamız olduğu düşüncesinde olan Ünsal için iki ayaklı bir durum söz konusu. İlk mesele bağımlılık bağımsızlık üzerinden ilerliyor, ikinci mesele ise taleple ilintili. Üzerine yazılan bir yazıya dair eleştiri ne denli talep ediliyor sorusunu getiriyor bu da. Alat, kurumsal ilişkilerden ziyade kişisel ilişkiler üzerinden ilerleyen sanat dünyasında eleştirinin dilinin çok önemli olmasından söz ediyor. Sadece ‘güzel-kötü’ kavramları üzerinden düşünmekten çıkıp intikam almak için değil, analitik düşünce yoluyla yapılan eleştiri gerektiğini ifade ediyor. Elçi, eleştirinin tek bir üslup haline gelmesinden bahsederken, bunun daha ziyade övgü üzerinden yapılmasından kaynaklı altı doldurulamayan bir şeye dönüştüğüne işaret ediyor.

Salt izleyici pozisyonundan çıkın!

Bağımsız kelimesini kullanmaktan bilhassa kaçındığını belirten Ünsal’a göre ise bağımsızlık pek çok şeyin de olmaması demek. Hiçbir şeye olmasa da kendimize bağımlı olduğumuz bir ortamda salt bağımsızlıktan zaten bahsetmek mümkün değil. Öte yandan Elçi de bir kurumun desteğinin uzun vadede daha faydalı olduğundan bahsediyor. Sponsorlu bir yayın olarak yola çıkan Artful Living için Ezer de sponsor desteğinin faydasının altını çiziyor. Fakat dikkat çektiği konu şu sponsorun içeriğin niteliğine karışmaması, bu sayede hem yapmak istedikleri şeyi yapabilmeleri hem de gerekli imkânı yaratabilmeleri durumu ortaya çıkıyor. Alat, konuşmanın bu noktasında bağımlılıktan bahsederken bahsettiğimiz şeyin aslında tiraja bağımlılık olduğuna dikkat çekiyor. “Yazarken de çok kolay bir dil kullanman gerekmiyor; herkes anlasın diye popülist bir yaklaşımımız da yok. Güncel sanatı herkes anlamıyor zaten. O yüzden tiraj konusunda derdim, arada yazıların kaybolup gitmesi” diyen Alat dijitalle basılı yayın arasındaki önemli bir farktan daha bahsediyor. Fakat öncelikli olarak aklında olan şeyin yazı kime hitap edecekten ziyade yazının niteliği olduğu. Sona gelindiğinde yazarların bu alanda bir şeyler üretmek isteyenlere tavsiyesinin ne olacağı üzerinde durduğumuzda Alat, izleyici pozisyonundan çıkıp söz konusu işin neden orada olduğuna kafa yormaya başlamak gerektiğini söylüyor. Bunun yanında mesai şeklinde okumak ve yazmak gerektiğini vurguluyor Ezer, denemekten vazgeçmemek lazım vurgusu yapıyor. Elçi, etrafınızda sizi bu konuda besleyecek kişilerin varlığının ve onlarla yapılan sohbetlerin besleyiciliğinin öneminden bahsediyor. Ünsal ise ilk olmaktan korkmayın, cesur olun diyor. 

Tarih 10/7/2015

Etiketler: artwriting, dijital, AWT, sanat