Dokuz Sanatçı İki Şehir

Gülçin Holoğlu'nun kaleme aldığı "Dokuz Sanatçı İki Şehir" isimli bu yazı Mixer ArtWriting Turkey Projesi kapsamında Şubat 2015'te yayınlanan "Çağdaş Sanat Eleştirilebilir Mi? 4 Sergi, 18 Deneme" isimli kitapta yer almıştır. Kitabın pdf versiyonunu görüntülemek ve indirmek için tıklayın.

 

Mixer’in Tophane’deki mekânında, Kathleen Madden küratörlüğünde dokuz uluslararası sanatçının bir araya geldiği The Built Environment, Lower East Side İstanbul’da sergisi izleyicilerle buluştu. Farklı disiplinlere yer verilen sergide, New York Lower East Side’da yaşayan sanatçıların yaşadıkları ve üretim yaptıkları alanlarda karşılaştıkları sosyal ve çevresel faktörler sorgulanıyor.

Serginin girişinde Anna K.E.’nin iki video çalışması bizi karşılıyor. Bu tarz çalışmalar farklı sanatçılar tarafından ele alınmış olsa da, Anna K.E. sanatçının kendi atölyesindeyken, çalışmalarını üretme aşamasında mekânla karşılıklı olarak çatışmasını tekrar yorumlamış. Josh Tonsfeldt’in çalışmalarında daha çok sosyal mekân olgusu işlenmiş. Sanatçı, traktör lastiğinin içine meyveler yerleştirerek tekerleğe farklı bir işlevsellik vermiş, onu bir çerçeve haline getirmiş ve natürmorta farklı bir bakış açısı oluşturmuş. Bu çalışmada özellikle beğendiğim kısım, farklı Mixer sanatçılarının bu iş üzerinden sergi boyunca kendi natürmortlarını oluşturmaları.

Akabinde izleyici Robin Cameron‘ın üç seramik çalışmasını görüyor. Bu çalışmalar yine bir önceki sanatçıyı destekler nitelikte. Sanatçı çalışma­larına farklı izler katarak geleneksel seramiğin sınırlarını zorluyor. Bu çalışmayı destekleyici olarak Carol Szymanski’nin çalışmalarında da dilin kullanıldığını görüyoruz.

Sergide yerleştirilme açısından en pasif konumdaki çalışma Frank Heath’in Former Structure/Currency Tray/Önceki Yapı/Döviz Düzenleyici adlı işi. Öyle ki, izleyicinin çalışmayı fark edemeyip üstüne basma olasılığı bile çok yüksek.

Erica Baum işlerinde mekâna gizli bir bakış açısı sunuyor. Sanatçı çalışmalarını yorumlamayı tamamen izleyicinin hayal gücüne bırakıyor. Fotoğraflardaki seçilmiş objeler, bize sürecin akışı hakkında bir fikir veriyor. Jill Magid’in çalışması ise, telif hakları üzerinden Meksikalı mimar Luis Barragán’la bağlantı kuruyor.

Sıralamada bu sefer karşımıza Frank Heath’in videosu çıkıyor. Videoda sanatçının dış mekânla olan ilişkisi ve grafiti şikâyet dilekçesinden yola çıkılarak insanın kamusal alanla ilişkisinin ne denli problemli olduğu anlatılıyor.

Eli Ping’in sergide yer alan Untitled/İsimsiz adlı, sinek telinden yaptığı heykel çalışmasını sergi konusuyla bağdaştıramadım. Aynı sanatçının Walk/Yürüyüş adlı video çalışmasını ise sanatçının yaşadığı yerle etkileşimini obsesif şekilde anlatması açısından manidar buldum.

Sergiye genel olarak bakıldığında girişinden itibaren çalışmalar mekân­sallıktan ve somuttan evrenselliğe yani soyuta doğru değişim gösteriyor. Bu değişim de küratörün işleri izleyiciyle buluşturduğu sıralamadan ileri geliyor. Serginin açılışını yapan video çalışmaları sanatçıyı atölyesinde gösterirken, sergideki son video çalışmasında ise sanatçının yaşadığı dış mekân işlenmiş. Dolayısıyla, işler birbirleriyle paslaşarak izleyiciye sergiyi rahat bir şekilde okuma imkânı sağlıyor.

Bir iki çalışma dışında sergiyi başarılı buldum. Joshua Abelow’un işleri serginin odak noktası olarak seçilmiş. Sergideki çalışmaların yanında sanatçı ismi, boyut, teknik gibi bilgilerin yazılı olmaması her ne kadar küratörün seçimi olsa da, serginin Mixer tarafından hazırlanan sergi kataloğu eşliğinde gezilmesini zorunlu kılıyor.