Bir baskı yöntemi olarak gravür

Fransızca’daki “gravure” sözcüğünden dilimize geçen ve matbaacılıkta da kullanılan bir teknik olarak gravür, sanatsal anlamda “kazıma resim sanatı”nı ifade eder ve “oyma baskı” olarak da adlandırılır.
 
İlk aşamada ahşap, metal veya linolyum gibi çeşitli malzemelerin üzerine kazıma yapılarak veya taş üzerine yağlı kalemle işlenerek elde edilen “resim-görüntü”nün yüzeyine ikinci aşamada boya verilir ve bu resim özel preslerle baskı uygulanarak dokulu kağıtlara geçirilir. Plakalar üzerine görüntünün “ayna hayali”, yani ters olarak işlenmesi gerekir. Bu kazıma yapılmış yüzey, bir kalıp olarak kullanıldığı için aynı baskı tekrar edilerek resmin edisyonları çoğaltılabileceği gibi, tek ve özgün baskılar da gerçekleştirilebilir.
 Batı resim sanatı içinde 15.yy’dan itibaren görülmeye başlanan ilk gravür örnekleri, teknik açıdan basit, negatif- pozitif alanlar içeren ve görüntüyü dış hatlarıyla veren denemelerdir. Gravür sanatı bir uygulama yöntemi olarak benimsendikçe teknik detaylarda zamanla ilerleme sağlanmış, 16.yy’da Alman sanatçı Dürer’in 
ahşap oymalarıyla, hem teknik 
olarak detaylı hem de dokulu kağıt yüzeylerde adeta kabartma etkisi veren bir noktaya ulaşılmıştır. 17.yy’da Rembrandt, özellikle bakır levhalar üzerine desenler çalışmış, Rubens ise renkli gravürlerle tanınmıştır.
 Bu ilk dönem eserleri daha çok iç mekanlar, portreler ve günlük yaşam kesitlerinden oluşur.
 
Modern dönemde ise toplumsal olaylara eleştirel bakışı ile Goya daha canlı, daha doğal, kişisel ve yer yer ürkütücü seriler üretmiş, 20.yy’da ise M.C. Escher, gravür baskının tüm olanaklarını kullanarak iki boyutlu düzlemlerde perspektif ve simetri oyunlarıyla paradoksal illüzyonlar yaratmıştır.

 

Görsel: Altuğ Alaçlı
, İsimsiz, 
Özgün Baskı, 53 cm x 39 cm, 2012