İnsan İyi De, Çevresi Mi Kötü?

Esra Beşiroğlu'nun kaleme aldığı "İnsan İyi De, Çevresi Mi Kötü?" isimli bu yazı Mixer ArtWriting Turkey Projesi kapsamında Şubat 2015'te yayınlanan "Çağdaş Sanat Eleştirilebilir Mi? 4 Sergi, 18 Deneme" isimli kitapta yer almıştır. Kitabın pdf versiyonunu görüntülemek ve indirmek için tıklayın.

 

Tophane’nin yenilikçi sanat mekânlarından Mixer, 19 Eylül - 2 Kasım 2014 tarihleri arasında New York, Manhattan’da yer alan Lower East Side (LES) bölgesinden sanatçıların eserlerini sergiliyor. Serginin küratörü Kathleen Madden’ın bir araya getirdiği 9 sanatçı; biri kentsel dönüşüm sürecinin yaşandığı, diğeri ise henüz bu sürecin eşiğinde olan, dünyanın iki farklı bölgesi ‘LES ve Tophane’ arasındaki paralelliği bize hatırlatan mekâna özgü işlerle karşımıza çıkıyorlar. Kentsel dönüşüm şu sıra İstanbul’un yüksek rantlı birçok bölgesinde yerinden edilen sakinler için bir kaos, bir çaresizlik ortamı yaratırken, sergi mekânının Tophane’de olması akla öncelikle burada sürmekte olan anlaşmazlıkları getiriyor.

LES, New York’un ekonomik düzeyi düşük, çok farklı etnik kökenlerden gelen göçmen gruplarının iskân ettirildiği en eski bölgelerinden biri. 2000’li yıllardan itibaren bizim üstü kapalı bir biçimde ‘kentsel dönüşüm’ olarak adlandırdığımız bir ‘gentrification’ (mutenalaştırma) sürecine girmiş; lüks restoranların ve mağazaların gelmesiyle, göçmenlere kucak açmış eski yüzü bir hayli değişmiş. Diğer yandan bölgeye 2007 yılında taşınan New Museum, çevredeki galeri sayısında hızlı ve ciddi sayıda bir artışa neden olmuş, 2012’de Museum of Reclaimed Urban Space’in açılmasıyla sanatsal çehre iyice belirginlik kazanmış.

Tophane, bilindiği üzere, Galataport gibi oldukça büyük ve köklü değişim­ler amaçlayan tartışmalı bir çevre projesinin kritik noktasında yer alan bir semt. Burası da LES’te olduğu gibi -uluslararası olmasa da-, bugünkü sosyo-ekonomik profilini 20. yüzyılda aldığı iç göçlerle oluşturmuş, düşük gelir düzeyine sahip insanların yaşadığı biraz da tutucu bir bölge. Son yıllarda İstanbul Modern’in açılması ve sanat galerilerinin gelmesi oradaki rutin yaşamın dışında etkinliklerin buraya taşınmasına neden oldu ve bu durum zaman zaman bölge sakinlerinin tepkilerini çekti. Serginin merkezine insan/sanatçı-çevre ilişkisinin yerleştirilmiş olması, LES ve Tophane/İstanbul gibi sosyo-ekonomik açıdan paralel özellikler gösteren bölgelerin seçilmesini anlamlı kılıyor. Genel olarak çevre bağlamında ele alınan konu, sanatçıların konuşmalarının yer aldığı paralel etkinliklerle birlikte seyirciye, belirlenmiş iki bölgenin ortaklıkları ve farklılıkları üzerinden somut bağlantılar kurabileceği spesifik alanı da sağlıyor.

Serginin başlangıcında yer alan Anna K. E. ve sonunda yer alan Eli Ping’e ait videolar; ilki sanatçının atölyesi olarak iç mekânı, ikincisi ise dış mekânı konu ederek madalyonun iki farklı yüzünü irdeleyen yaklaşımlarıyla,tek başlarına yaratamayacakları bir çekişme ortamı getiriyor sergiye. Anna K. E.’nin iki videosundan birinde sanatçı, atölyesinin zemininde bir sal ve iki kürek yardımıyla yer değiştirmeye, dışarı çıkmaya çalışarak doğrudan yaratım sürecinin güçlüklerine gönderme yapan, izleyiciyi kıstırılmışlık/kapatılmışlık hatta neredeyse çaresizlik duygularıyla kuşatan bir mücadeleyi gözler önüne sererken; ayaklarında balerin pabuçlarıyla atölyesini parmak uçlarında kat ettiği diğer videoda da benzer bir sürecin donelerini sunuyor. Eli Ping ise bu gerilimi atölyesinin dışına çıktığı an yaşıyor. Biz videoda atölyesini göremesek de, dışarıda çizgilere basmadan yürümeye çalışan bir obsesifin kendi çalışma alanını kendi önceliklerine göre düzenleyeceği ve bunun da ona kendine özel bir özgürlük alanı sağlayacağı muhakkak. Nihayetinde yaratım tüm zorluk­larına rağmen bir özgürlük eylemidir ve atölyesi bazen daracık alanıyla, sınırsız bir dış çevrenin sağlayacağından çok daha geniş bir hareket alanı sunabilir sanatçıya. 

Josh Tonsfeldt’in traktör tekerleğinden bir çerçeveyle, gerçek sebze ve meyvelerden oluşturduğu natürmortu Perpetual Summer/Sonsuz Yaz bizi ‘ölüdoğa’nın doğası üzerine felsefi bir yaklaşımın cazibesine kaptırsa da kavramsal olarak The Built Environment kapsamında ele alındığında; inşa ettiklerimiz/yarattıklarımızdan başka, yok ettiklerimizin de etkileşim içinde olduğumuz çevreyi belirlemedeki rolünün altını çiziyor. Yağlıboya bir natürmorttakiyle karşılaştırıldığında canlı, ama henüz dalından koparılmamış bir meyveye kıyasla ölüme daha yakın olan ürünler, Tonsfeldt’in isteğiyle Mixer sanatçıları tarafından belli periyotlarla yenilenerek reeldeki sonsuz üretim-tüketim döngüsünün de bir alegorisini sunuyor. Bu döngüde en aktif kullanılan araçlardan biri olan traktör teker­leğinin bu işin bir parçası olması elbette tesadüf değil. Doğrudan algıla­nabilir ve kavramsal olarak sergiyle kolay ilişkilendirilebilir olması nedeniyle bu eserin sergiyi açan işlerden biri olmasını ben kendi adıma olumlu buldum. Hemen yanında yer alan, aynı sanatçıya ait istif rafı ise aksine, en azından onun depoların vazgeçilmez demirbaşı bir raf olduğunun anlaşılabilmesi için, metin okumasını gerekli kılıyor. Rafların, evimizdeki mobilyalara kadar çevremizdeki hemen her üretilmiş nesnenin boyutunu, ona sığdırma zorunluluğundan kaynaklı belirleyiciliği üzerinden kurgu­lanmış bu iş, sanatçı tarafından The Built Environment için bir yapı taşı olarak sunulmuş.

Serginin merkezî bir noktasında Joshua Abelow’un yazı, rakam ve soyut biçimlerden oluşan, tuvallerin dikey bir kurguyla adeta bir anıt gibi yer­leştirildiği işi karşımıza çıkıyor. Sergi metninde belirtildiği üzere ‘…kitlesel iletişim araçları yüzünden/sayesinde doyuma ulaşmış bir kültür ortamında varlığını sürdürmeye çalışan resmin anlam ve limitlerini sorgu[layan]’ sanatçı birden fazla işin bir aradalığıyla kazanılmış bu anıtsal yerleşim düzeniyle, mücadele alanındaki varlığını güçlendirmek isteyen heybetli bir görünüm arz ediyor.

Robin Cameron üretim-tüketim sürecini tamamlamış seramik atıklarını, belki de eskisinden bambaşka işlevlerle bir araya getirerek sürece yeniden dahil ediyor. Cameron’ın işleriyle Tonsfeldt’in Perpetual Summer’ı tıpkı Anna K. E. ve Eli Ping’in videoları gibi birbirini tamamlayan, birinin sustuğu yerden söze devam eden işler olarak sergi için daha güçlü bir kavramsal örüntü sağlıyor.

Frank Heath’in Former Structure/Currency Tray/Önceki Yapı/Döviz Düzenleyici isimli işinde yine, ama bu kez bilinçli bir şekilde, ikiye bölünerek ilk işlevi bozulmuş ve bir yarısı postaya verilerek dağıtım sürecine sokul­muş bir para düzenleyicisi var. Taşınma işlemi dolayısıyla çevresel faktörlerin izlerinin doğrudan izlenebildiği bu iş, olduğu yerde bekleyen diğer yarısıyla buluştuktan sonra izleyici karşısına çıkıyor. Taşınma, sanat eser­lerinin sergiden sergiye gezerken her daim karşı karşıya olduğu bir süreç. Bu bağlamda hem Tonsfeldt’in rafı hem de Heath’in para düzenleyicisi insan/sanatçı-çevre ilişkisinin kurulmasında bize aynı süreci işaret ediyor.

Erica Baum’un kitap sayfalarını ve çeşitli imajları kullanarak elde ettiği çizgisel fotoğraf serisi bende olduğu gibi izleyicide de barkodların arasına sıkışmış olan dünyalarımızı, hatta hayallerimizi hatırlatıyor mu bilmiyorum; çağrışımlara dolayısıyla da yoruma çok açık işler. Aynı şekilde Carol Szymanski ve Jill Magid’in işleri de bizi biraz daha dolambaçlı yolara sokan, kavramsal olarak The Built Environment’la ilişkilendirilmesi zor işlerden. Magid, telif hakları dolayısıyla kamusal alanda sergilenemeyen bir mimarın işini sergilemenin bir yolunu bularak, hayatımızı çevreleyen yasal çerçeveyi delmiş oluyor. Bu bireysel çabanın ‘the built environment’ın dönüşümüne katkı sağlayıp sağlamayacağı muamma, ancak sanatın hareket alanını sınırlayan bir soruna dikkat çektiği muhakkak.

The Built Environment; kendi var ettiğimiz şekliyle çevrenin, yaşamsal faaliyetlerimiz üzerindeki etkisini karşılayan bir kavram olarak, esasında duvara fırlattığımız bir topun fizik kurallarına uygun olarak bize geri dönüşünün hikâyesini anlatıyor. Çevre, rolü etkilenenden etkileyene dönüşürken de insanın etki alanının dışında kalmıyor hiçbir zaman. Aynı şekilde insan da, kimi zaman kendi yarattıklarının mağduru olarak, bu ikili rolünü yerine getirmeyi sürdürüyor.