Sayfiye Kolonileri

Ceren Acar'ın kaleme aldığı "Sayfiye Kolonileri" isimli bu yazı Mixer ArtWriting Turkey Projesi kapsamında Şubat 2015'te yayınlanan "Çağdaş Sanat Eleştirilebilir Mi? 4 Sergi, 18 Deneme" isimli kitapta yer almıştır. Kitabın pdf versiyonunu görüntülemek ve indirmek için tıklayın.

 

Hiç yazlığa gittiniz mi? Pek çok insanın tatil anlayışını ifade eden yazlıklar, hatta eski ve daha doğru bir kullanımıyla sayfiye tam da sırası denilebilecek kadar doğru bir zamanda SALT’ta kendine yer buluyor. Bir dokümantasyon sergisi olan Yazlık: Şehirlinin Kolonisi Türkiye’de tatil ve dinlenme arzusunun yazlık metaforu üzerinden şekillenmesine ışık tutuyor ve yazlık kavramının yıllar içinde nasıl değişimler geçirdiğini -veya geçirmediğini- tartışmaya açma vaadinde bulunuyor.

Antik Yunan’da ‘boş vakit’in özgür ve aristokrat yurttaşlar arasında felse­fenin temel taşını oluşturan bir etken olduğu bilinir. Tıpkı bu örnekte olduğu gibi, sayfiye kavramında da boş vakit önemli bir yer tutmakta; kadınların işgücüne az katılımı da banyo mevsimini başka yerde, sessiz sakin ve mümkünse kıyıda bir yerlerde geçirme fikrini perçinlemiş olmalı. SALT araştırma ekibinin Türkiye’nin pek çok yazlık bölgesinden tatil sitelerinde veyahut müstakil yazlık sahibi olan ailelerin yaşanmışlıklarına odağını götürdüğü bu çalışma, izleyiciyi başkalarının hayatlarındaki yazlık anılara götürüyor. İzleyicinin deniz kenarında çekilmiş muzip bir fotoğraf ya da içtenlikle kaleme alınmış yaz günlüklerinde kendinden bir parça bulması işten bile değil. Eski duygusu verilerek mekâna giydirilen ahşap doku eşliğinde, memleketin yeniden inşa sürecinde yazlığın konu­munu da yakalıyoruz. Devlet eliyle desteklenen ilk yazlık projelerden özel mülk sayfiye evlerine uzanan süreçte orta sınıfın sayfiye keşfini sadece harita ve belgelerle değil, maket ve yerleştirme gibi görsellerle de görmek mümkün.

Sergi, bir açıdan mimarlık tarihine de saygı duruşunda bulunmakta. Osmanlı’da, özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında bir Avrupalı gibi yazı başka bir yerde geçirme fikri İstanbul’daki gayrimüslim azınlığın ve modern Osmanlı aydınlarının da etkisi ile çabucak benimsenmiş; önceleri İstanbul’un Adalar, Yeşilköy, Bakırköy, Güzelyalı, Suadiye, Pendik gibi semtlerinden zamanla Büyükçekmece, Kumburgaz, Şile gibi şehre yakın noktalara, nihayetinde daha güneye inme sonucu sahil şeridinde yayılan yazlık sahibi nüfusunun hareketleri, sergide yer alan haritalarda da rahatlıkla gözlemlenebiliyor. Oldukça ilgi çekici değil mi, bir zamanlar Kumburgaz’ın en revaçta sayfiye merkezlerinden olması? Ya da bir zamanlar başıboş köpeklerin yollandığı Adalar’ın sayfiyeye açılması? Veya İstanbul’da plajların olduğu zamanlar? Hepsinin üzerine tek tek düşünmek için ilhamı vermesine rağmen, Yazlık: Şehirlinin Kolonisi, belki de arşiv sergisi olduğundan, eleştiren yanı etkin olmayan bir sergi.

Gören gözün inkâr etmesi mümkün değil; insanın olduğu yerde kaçınılmaz şekilde tüketim de vardır. Dolayısıyla burada da bariz ve hatta bütünüyle bir ‘mekânların tüketimi’ söz konusu, ancak sergide eleştirel bir yaklaşımdan söz edilemeyeceği gibi serginin bir ayna görevi gördüğü de söylenemez; kitlelerin yazlık anılarını tazeleyip tarihsel bir yolculuğa çıkarması evet, ama rahatsız eden bir pürüzün farkına varması? Hayır. Sanatın tozpembeyi ilgi alanından çoktan çıkarmış olduğu zamanlardayız, bariz ortada olan da serginin sanattan ziyade sosyolojik kaygılarla oluşturulmuş olması. Ancak bu hafifletici bir sebep değil, sosyolojik kaygılar ile yola çıkılmış bir çalışmada da pekâlâ yansıtıcı bir hayalî projeksiyon yaratılabilir izleyicinin imgeleminde.

Güçlü bir eleştiriden uzakta da olsa, SALT’ın bu sergi için seçmiş olduğu konu üzerinde durulması gereken konulardan ve bir o kadar da eğlenceli. Bu açıdan ‘şehirlinin kolonisi’ çok doğru bir kavram, insanoğlunun koloniler kurduğu yerlerdeki kentleşmeyi tartışmak için de iyi bir fırsat. Tüket­tiklerimiz ve tüketmekte olduğumuz güzellikler üzerinde daha fazla konuşulmayı hak ediyorlar. Yakında tüketime açılacak olan Bozcaada da son zamanlarda iyice revaçtayken, sadece yerel yönetimler veya devlet politikaları değil, popüler kültürün içinde bir yerlerde varlığını sürdüren insanın da kendini sorgulaması için oldukça iyi bir zamanlama olsa gerek.