Seslerin Tiyatrosu

Melis Bora'nın kaleme aldığı "Seslerin Tiyatrosu" isimli bu yazı Mixer ArtWriting Turkey Projesi kapsamında Şubat 2015'te yayınlanan "Çağdaş Sanat Eleştirilebilir Mi? 4 Sergi, 18 Deneme" isimli kitapta yer almıştır. Kitabın pdf versiyonunu görüntülemek ve indirmek için tıklayın.

 

Türkiye, görsel sanatlar, müzik, çok seslilik, çok, ses… Sergi, adıyla korkutabilir belki sizi. ‘Çok’ da, ‘ses’ de aslında bastırılmaya çalışılan güdülerimizin ifadesi. Bu açıdan adıyla bile cesaretini bağıran bir sergiyle karşılaşıyoruz İstanbul Modern’de.

Düzenli bir karmaşa içerisinde yol alıyoruz Çok Sesli’de. Önce duyamadığımız çığlıkların titreşimini hissediyoruz içimizde; sonra da çok özel bir aşka tanık oluyoruz FrenchKiss/FransızÖpücüğü ile. Aşkları seslerinde saklı olan çift yalnızca birbirlerine sesleniyorlar; aşklarını yalnız birbirlerine fısıldıyorlar serginin kısa özetinin bulunduğu duvarda. Kıskanarak bakıyor misafirler; gözler sergiyi anlatan kısa metine kayamıyor bir türlü. Belki de olması gereken bu.

Sergiye adımınızı attığınız andan itibaren yalnızsınız, çünkü artık size özel anlamlar çıkarabileceğiniz, oldukça bireysel bir sesli tarihin içindesiniz. Bilgilendirme amacıyla yazılmış bir metin okumasanız ya da başınızda bir rehber bulunmasa da, anlamaya, anlam çıkarmaya, hüzünlenmeye, gülümsemeye hazırsınız, çünkü tüm sergi boyunca sesler sizin rehberiniz olacak ve bir dakika bile tereddüt etmenize fırsat vermeyecekler.

Adımlar zamanla hızlanıyor sergide. Harika hazırlanmış bir tiyatro sahnesi düşünün; çok perdeli, çok konulu ve tek oyuncusu da sizsiniz. Seyirciler, perdeler, izleyiciler hatta alkışlar bile hazır. Doğaçlama oynayacaksınız, ama o kadar aşikârsınız ki tek yapmanız gereken kendiniz olmak, akışına bırakmak. İşte tam da böyle bir his içerisinde dolanıyorsunuz sergide. Görmediğiniz, tanık olmadığınız ama hissettiğiniz şeylere dokunma fırsatı buluyorsunuz. Dokunduğunuz eserlerle, koleksiyonlarla çok şey paylaşmanız mümkün, çünkü sergide bulunan Underscene Project/SahneAltı Projesi gibi bazı bölümler adeta nefes alıp veriyor. Belki bu sergi açılmasa; ölecek veya kaybolacak olan eski gruplar son bir şansla herkese açık, her an dinlenebilir bir rafa taşınıyor. Üstelik artık koleksiyonu hazırlayan Merve Şendil’in kapak tasarım çalışmaları sayesinde görülebilmeleri de mümkün.Tek kasetlik büyük şöhreti Underscene Project ışıkları altında yaşayan gruplar hâlâ rafta kader arkadaşlarını bekliyorlar, çünkü önceden de belirtildiği gibi Underscene Project nefes alıyor ve yaşıyor; her an rafa yeni bir kaset yeni bir kayıt eklenebilirmiş gibi. Gençlik ateşiyle hızlı yaşayan bu bölümden ayrılarak geçmişe konuk oluyorsunuz; belki de torununun gürültülü odasının yanı başından pikap sesleri yükselen bir oturma odasına.

Belki de fazlasıyla sakinleşmişken Erinç Seymen’in Bir Şiir için Performans videosuna yanaşıyoruz: Önceden bilgi verilmediyse kaç dakika sürdüğünü asla bilemeyeceğiniz bir video, tam da bu noktada amacına ulaşmış bir performans. Bu rahatsız edici video, zaten doğuştan rahat olan mizacımıza gönderme yapıyor; tıpkı uyuyan bir milletin kulağına bağırmak, haykırmak gibi. Bu nedenle olacak ki; en fazla beş on dakika sonra kalkıp terk ediyoruz odayı ama akıllarda bozulmuş görüntülere hissedilen bir yakınlık, anlaşılamayan seslerin verdiği bir suçluluk duygusu...

Belki de fazlasıyla sakinleşmişken Erinç Seymen’in Bir Şiir için Performans videosuna yanaşıyoruz: Önceden bilgi verilmediyse kaç dakika sürdüğünü asla bilemeyeceğiniz bir video, tam da bu noktada amacına ulaşmış bir performans. Bu rahatsız edici video, zaten doğuştan rahat olan mizacımıza gönderme yapıyor; tıpkı uyuyan bir milletin kulağına bağırmak, haykırmak gibi. Bu nedenle olacak ki; en fazla beş on dakika sonra kalkıp terk ediyoruz odayı ama akıllarda bozulmuş görüntülere hissedilen bir yakınlık, anlaşılamayan seslerin verdiği bir suçluluk duygusu...

Yolculuk devam ediyor. Zaman zaman batıyı, batılılaşmayı, moderniteyi, zaman zaman da özümüzü, alaturkayı, arabeski duyuyoruz. Bunun en güzel örneği Ferhat Özgür’ün başörtülü bir Anadolu kadınının TOKİ blokları ve camii silueti önünde Hallelujah şarkısını söylediği Şarkı Söyleyebilirim adlı videosu. Video akarken ablamızın kederli ifadelerle söylediği şarkıda ağız ve ses senkronu kayboluyor. Video, sanki izleyicisine, dinleyicisine ‘Olmuyor bu modernite bizde; yürümüyor, baksana ne kadar zıt, ne kadar bir arada bulunamaz iki parçayız,’ diyor.

Yalnızca sergide yer alan eserlerle değil, genel havası ve duruşuyla da sizi çok derinden etkileyebilecek, mesajını size çok rahat aktarabilecek bir düzenlemenin içindesiniz. ‘Yazar burada ne demek istiyor?’ zihniyetini kıracak olan, sanatı öğrenmek yerine sanatı hissetmeyi öğretecek, belki içimizde bir yerlerde küçük kapakçıklar açacak, sosyal bir varlık olan insanda sanat süreci başlatacak bir sergi. Yolunuz kazayla bu sergiye düştüyse, rehbersizseniz ve bir Türkiyeli olarak okumaya, dinlemeye yorgunsanız ve yalnızca seyirciyseniz kafanız karışacaktır. Böyle bir durumda daha da çok yorulabilirsiniz, çünkü her bir sanat eseri adeta bir çırpınış ve siz tüm bu çırpınışlara şahit olacaksınız. Sergi bu yüzden başarılı, çünkü seyrettirmiyor, yaşatıyor. İnsanı zinde tutan, uyandıran yapısıyla adeta durağan bir belgesel çekiyor.