Ari Alpert

Açık Depo: Ari Alpert / Röportaj

Röportaj: Emrah Çoban

 

1. İsimlerin kişilikler üzerinde etkisi olduğu söylenir. İsminizin kişiliğinize ve dolayısıyla sanatınıza nasıl bir şekilde yansıdığını düşünüyorsunuz?

Benim Ermeni ve Yahudi oluşumun, aynı zamanda da hem Amerikalı hem de Türk oluşumun kendine has bir hikâyesi var. İyi ya da kötü durumlardan dini ya da milliyeti kullanarak mizahi bir şekilde sıyrılmak paletimi zenginleştiriyor. Bu zaman zaman eserlerime de yansıyor.

 

2. Video, fotoğraf, baskı resim gibi birçok alanda iş üretiyorsunuz. Kendinizi hangi alanda daha iyi ifade ettiğinizi düşünüyorsunuz?

Üniversite yıllarında, birçok farklı ortamda çalıştım ve yıllar geçtikçe de bu el becerilerimden yarar sağlamaya başladım. Tüm bu araç gereçleri deneyimlemiş olmak gittikçe daha da işime yaramaya başladı. Aslında bu tamamen sanat eserini üretirken ne ifade etmek istediğime bağlı. Daha çok bilgi sahibi olursanız daha mutlu olursunuz. O sırada video/montaj işlerine ilgi duymaya başladım. Kendi ayaklarım üstünde durmamı sağlayan ve keşfedilecek yeni bir alan gibi görüyordum video/montajı. Biraz zorlanmaya başlayınca, benim asıl kimliğimin ve tarzımın baskı tekniğiyle ortaya çıktığının farkına vardım.

 

3. Baskı resimlerinizde linol baskı tekniğini daha çok kullandığınızı söyleyebiliriz, linol baskıyı tercih etmenizin nedenleri neler?

Linol baskı tekniğini kullanmamın asıl sebebi oyma gereçlerime hiçbir zararı olmaması. Aslında tahtayı oymayı tercih ediyorum ama onu yapabilmek için tahtaların doğru damarını bulmak gerekiyor, ki bu da oldukça pahalı bir süreç ve Türkiye’de hallolması da zor. Eğer tahtanın damarlarını  kendi baskınıza  geçirmek istiyorsanız, pres kullanabilirsiniz. Ben bunun için kaşık kullanıyorum, nam-ı diğer fukara sanatçı :)

 

4. Sanat pratiğinizde fotoğraf nasıl bir yere sahip? Baskılarınızı hazırlarken fotoğraftan ne şekillerde yararlanıyorsunuz?

Referans almam gerektiğinde, fotoğraflar baskı sürecimde rol oynuyor. Fotoğrafları ya kendim çekiyorum ya da başka kaynaklardan yararlanıyorum. Tepegöz kullanarak onları yüzeyin üzerine yansıtıyorum.

 

5. Aynı zamanda graffiti sanatçısı olduğunu da biliyoruz. Peki sanatın sokakta olması konusunda neler düşünüyorsun?

Birkaç yıldır kullandığım bir pratik. Sanatın gündelik hayattaki kitlelere maruz kalması bence oldukça doğru. Paralı reklamların yüzümüze vurulduğu bir dünyada yaşıyoruz, e hâl böyleyken neden sokaklar da bizim dilimizde konuşmasın! Birinin özel mülküne zarar vermediğiniz ve üzerinde çalışacağınız doğru sokak tuvalini bulduktan sonra, bırakın olan olsun!

 

6. Her graffiticinin bir tag’i olduğuna göre eminim ki senin de bir imzan vardır. Peki senin tag’in nedir? Bunun dışında sokakta yaptığın işler, senin tarzını yansıtan hangi ortak özellikleri taşıyorlar?

Benim etiket adım OSMAN. Yaptığım işler o dönemin siyasi gündemiyle ya da o sırada zihnimi meşgul eden şeylerle örtüşüyor. Bunun benim tarzımı yansıttığını düşünüyorum çünkü spontane yaşıyor ve anın gereklerine göre davranıyorum.

 

7. Bu kadar farklı alanda iş üretmek için birçok farklı alandan beslenmeniz gerektiğini düşünüyorum. Sizi heyecanlandıran, ilham veren şeyler neler oluyor genellikle?

Türk kültüründen beslenmek ve onu kendi kültürel birikimimle harmanlamak ve mizah algım sanırım beni ileriye taşıyor. İstanbul’da yaşadığım dönem; dehşetin, açıklığın, gülünçlüğün ve beceriksizliğin bir örneğiyle karşılaşmadığım tek bir günüm bile olmamıştır. Kendi deyişimle, OSMANİZM anlayışını benimsemek.

 

8. Müzikle ilgilenen, zaman zaman DJ’lik yapan bir sanatçısın. Peki müzik ile yaptığın görsel sanatlar nasıl birleşiyor?

Çaldığım müzikler yeraltı kültüründen geliyor ve geçtiğimiz yıllarda sokakta yaptığım işleri yansıttığı gerçeğiyle örtüşüyor. Aynı zamanda, bir kalabalığa DJ set sunmak ve tepkilerini gözlemlemek, bir sanat eserini resim sergisine gelen insanlarla paylaşmakla benzer özellikler taşıyor. İster müzik ister sanat eseri olsun, yapmaya çalıştığınız temel şey kendinizi ifade etmek.

 

9. En büyük hayalin nedir?

En net cevap sanat üreterek yaşamımı sürdürmek istiyorum demem olacaktır ama gerçek hayata bakarsak böyle bir şey gerçekleşmeyecek. Kısacası 9-5 çalışma hayatına yenik düşmemek de benim için yeterli olacaktır.