Eren Bayrak

Eren Bayrak Röportaj

Röportaj: Selin Turam

“Bir Lucien Freud veya Van Gogh tablosuna yeteri kadar yakından baktığınız zaman resimlerdeki temsilleri oluşturan sanatçıya ait kabaca atılmış fırça izlerini görürsünüz, neredeyse düşük çözünürlüklü bir fotoğraftaki pikseller gibi.”

 

1. Çalışmalarında hep görsel olan elementleri grafik bir dile dönüştürdüğünü de görüyoruz, aynı zamanda farklı materyaller kullanıyorsun, baskı ve yağlıboya gibi... Bu malzeme seçimlerinin işlerinin içeriğiyle nasıl bir bağlantısı oluyor genelde?

Yağlıboya hakkında konuşmam gerekirse yağlıboyayı diğer mediumlardan ayıran en önemli özellik benim için fiziksel süreci. Bir Lucien Freud veya Van Gogh tablosuna yeteri kadar yakından baktığınız zaman resimlerdeki temsilleri oluşturan sanatçıya ait kabaca atılmış fırça izlerini görürsünüz, neredeyse düşük çözünürlüklü bir fotoğraftaki pikseller gibi. Ben de işlerimde boyanın bu özelliğini kendi kavramsal altyapıma dahil ediyorum. Benim için baskının boyadan en önemli farkı ise kendi içindeki hiyerarşiye rağmen çok daha demokratik olması.

 

2. İşlerinin kavramsal yönünden biraz bahsedebilir miyiz? Sen kendi işlerindeki kavramsallığı nasıl değerlendiriyorsun?

İşlerimin genel olarak grafik bir altyapısı olmasını seviyorum, çünkü grafik estetiği herkesin bakmaktan zevk aldığı, güzel görseller yaratıyor. Çoğu insan, modern sanat ve günümüz sanatını anlaşılması zor olmakla eleştiriyor. Hatta bu yapıtları kendilerinin bile yapabileceğini iddia edenler var, ben de insanlara bakmak isteyecekleri şeyler yapmak istiyorum. Aslına bakarsanız klasik anlamda, resmin amacı bundan çok da farklı değil.

 

3. Çalışmaktan en çok keyif aldığın malzeme nedir? Malzeme deneysel bir öge mi senin için?

Her mediumun bana sunduğu bazı olanaklar var. Yapacağım işin mediumunu seçerken o mediumun, işin kavramsal altyapısına hizmet etmesi gerekiyor, kavramın mediuma değil. Yağlıboyanın benim için ayrı bir önemi var; küçük yaşlardan beri haşır neşir olduğum bir alışkanlık. Benim için nerdeyse içgüdüsel bir şey, fakat son zamanlarda baskıyla da ilgileniyorum, yağlıboya işlerimin de baskı mantığından beslendiğini söyleyebilirim.

 

4. İşlerini takip etiğin veya seni etkileyen sanatçılar kimler?

Sanat tarihi, kendi sanat anlayışımı oluştururken beslendiğim başlıca disiplinlerin başında geliyor. Mesela hazır imge kullanmamda Pop Art’ın bana verdiği çok büyük bir özgürlük var. Avantgarde’ın bitimiyle birlikte, sanatçıların birbirlerinden her zamankinden çok öykünebileceği bir dönemdeyiz. Benim de kendi sanat dilimi oluştururken başvurduğum başlıca sanatçılardan bazılarını söylemem gerekirse bunlar; John Baldessari, Nur Koçak, Chuck Close, Arman, David Hockney, Gerhard Richter, Jasper Johns diyebilirim.

 

5. İşlerinde genel olarak kimliksizleştirme ögesinin, malzeme kullanımı farklı da olsa, içerik olarak ortak bir öge olarak kullanıldığını görüyoruz. Kimlik veya kimliksizlik kavramı senin çalışmalarında nasıl evrimleşiyor ya da bu konu senin için neden önemli?

Günümüzde kitle iletişim araçları gerçekten de çok gelişti ve kolay ulaşılabilir bir hale geldi. Artık dünyanın bir ucundaki herhangi birinin bir yazısı veya söylemi eş zamanlı olarak bütün dünyaya yayılabiliyor, hal böyle olunca da artık yöresel kimlikten bahsetmek imkânsız hale geliyor. Küreselleşmenin sadece bizim gibi modernleşmeye çalışan ülkeleri değil, tüm dünyayı bir kimlik bunalımına soktuğunu söyleyebiliriz. Galiba bugün sanat piyasasında kimlik konulu işlerin birçok sanatçı tarafından bu denli işlenmesinin nedeni de bu…

 

6. Gravür işlerinden birinde, fırça darbesini içerik olarak işlediğini görüyoruz; doğrudan kimlikle ilgili olmasa bile ‘fırça darbesinin özgünlüğü’ unsuru ve dolayısıyla kişisel ve kimliksel olduğu noktasından yola çıkarsak aslında ortak bir bağlantı görebiliriz belki de....

Bu anlık izler, sanatçının zihinsel sürecinin yanı sıra uzay ve zaman içinde var olan kendi fiziki varlıklarının bir kanıtı konumuna geliyor.