Francisco de Soarl

Mixer’in uluslararası ve yerel sanatçılar ile ilişkisini güçlendirmek amacıyla ortaya çıkan en yeni sanat inisiyatiflerinden biri olan ArtLab, pek fazla paylaşılmayan sanat üretim sürecini, sürekli olarak değişen izleyici kitlesinin de katılımıyla, hem sanatçı hem de izleyen için farklı bir tecrübeye dönüştürüyor.

ArtLab’in ikinci konuğu İspanyol sanatçı Francisco De Soarl, 10 Nisan – 3 Mayıs tarihleri arasında üç hafta boyunca Mixer’de kendisine ayrılan bölümde sanatsal pratiğini ziyaretçilerle buluşturdu. Yarısını Mixer Café’de, yarısını stüdyosunda gerçekleştirdiğimiz bu röportajda Francisco’nun İstanbul serüveni, ahşap paneller üzerine yaptığı işleri ve ArtLab hakkında konuştuk.

 

Serhat: Seni ikidir görüyorum, konuşuyoruz, ama hiç kişisel sorular sormamıştık birbirimize. Nerden geliyor, neler yapıyorsun, anlat biraz.

Francisco: Merhaba, ben Francisco. İspanya’da doğdum. Fotoğraf ağırlıklı bir sanat okuluna başladım, fakat iki sene sonra okulu bırakarak denizci olmaya karar verdim. Daha sonra arkadaşlarla bir müzik grubumuz oldu, öyle takıldık biraz. Sanatla profesyonel anlamda ilgilenmeye Köln’e taşınınca başladım. İlk önce tuval üzerine yağlı boyayla büyük işler ürettim, fakat pek hoşuma gitmedi. Daha sonraları ahşap üzerinde çalışmaya başladım.

Serhat: Peki İstanbul’a ne zaman yerleştin? Mixer ArtLab’e katılma sürecin nasıl oldu?

Francisco: Mayıs 2012’de Serpil’le 11 günlüğüne gelmiştik İstanbul’a. Sonra burada kalmaya karar verdik. Geldiğimde içinde çizimlerimin bulunduğu defterciklerimi de yanımda getirmiştim. Onları Pi Artworks’e götürdüm ve orada Mehmet (Kahraman) ile tanıştım. Buraya taşındığımızda Mixer açılışa hazırlanıyordu ve evim yakın olduğu için sürekli uğruyordum. Mehmet de Mixer’de çalışmaya başlamıştı ve bana ArtLab projesinden bahsetti.

Serhat: Şu anda yaptığın işler açık renkli ahşap paneller üzerine. Peki ilk ne zaman “bu kadar tuval yeter, artık ahşap üzerine resim yapacağım” dedin?

Francisco: Ahşaptan önce başka materyaller üzerine de resim yapmayı denedim ama kendimi hiçbirine yakın hissetmedim. Ahşapla çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra Almanya’da bir marangozda staj yapmaya başladım. Sonra hep öyle devam etti.

Serhat: Tuval ile üzerinde çalıştığın kontraplak levhaları karşılaştıracak olursan, tuvalde eksik olan şey neydi senin için?

Francisco: Tuval bembeyaz bir yüzey. Baktığımda bir şeyler hissetmiyordum. Ama ahşap öyle değil, kendi sıcaklığı, kendi dokusu var.

Serhat: Ve daha doğal bir his veriyor insana değil mi? Sonuçta, bir zamanlar yaşayan bir şeydi. Gerçi tuval bezi de keten ve pamuktan yapılıyor ama formu değiştiği için daha yapay olarak algılanıyor.

Francisco: Evet. Zaten benim işim ilk önce levhayı seçmekle başlıyor. Tarlabaşı’nda tanıdığım bir marangoz var, oraya gidip isteğim levhaları seçiyorum ve çerçeveleri hazırlıyorum.

Serhat: Peki üzerlerine çizip boyadığın formlar nereden geliyor?

Francisco: Belli bir kaynağı yok. Bazen bir fikirden veya ruh halimden ilham alıyorum, çoğunlukla kişisel şeyler. Her bir resim, ilk buradan başlayarak (ahşap çerçevelere pat pat vuruyor) birden fazla hikaye anlatıyor aslında. Çoğu zaman birçok panel üzerinde çalışıyorum ve onları bitirmek haftalarımı alabiliyor. Tıkandığımı hissettiğimde yeni bir panele geçiyorum.

Serhat: Merak ettiğim bir şey var. Tuval üzerine yapılan işler genellikle duvara asılıyor ve sadece görsel bir tatmin yaşatıyorlar. Fakat marangozların ürettikleri objelerin çoğu günlük hayatımızda kullanılıyor, eskitiliyor. Senin ürettiğin işler de masa tablası ya da dolap kapağı olarak kullanılsın, insanlar onları eskitsin ister misin?

Francisco: ... Hayır, onları kullanılabilen objeler olarak değil, resim olarak görüyorum, bir sanat eseri olarak. Ama güzel soru.

Serpil: Serhat, bu arada sen geldiğinden beri Francisco’nun resimlerini elleyip duruyorsun ama bana bile izin vermez. Birisi işlerine dokunduğunda neredeyse ağlayacak hale gelir.

Serhat: Kusura bakma ya, bilerek yapmıyordum. Ne zaman böyle bir ahşap yüzey görsem elimle üzerinden geçerim, biraz severim. Özür dilerim gerçekten.

Francisco: Ahahah olsun, ben de aynısını yapıyorum.