Giuseppe Lo Schiavo

Fotoğraf ve resmi harmanlayarak yeni bir sanatsal ifade yöntemi ortaya çıkaran Giuseppe Lo Schiavo, Mixer ekibinden Elvin’in merak ettiklerini yanıtladı.

Elvin Vural: Ne zamandan beri kendini sanatçı olarak tanımlıyorsun? Yoksa her zaman bir sanatçı mıydın?

Giuseppe Lo Schiavo: Birileri sizi sanatçı olarak gördüğü sürece sanatçısınızdır. İşlerim hakkında olumlu tepkiler aldığımdan ve mimarlık kariyerimi geride bıraktığımdan beri sanatçıyım diyebilirim. Küçükken bir şeyler yaratmaya eğilimim vardı tabii. Büyüdükçe deneylerimi teknikle birleştirmeyi başardım, fotoğraf projelerimi bazı insanlar sanat olarak tanımladı. Ama genelde bu tip tanımlardan ve ünvanlardan pek hoşlanmam.

E: Sanat dünyasında idol olarak gördüğün veya sana ilham veren birileri var mı?

G: Sanat dünyasında bir idolüm var diyemem fakat Magritte, Vermeer, Friedrich, Guido Reni ve Francis Bacon ve adını sayamadığım pek çok ressam, sanatçı olma isteğimi güçlendirdi.

E: Sanatınla kimlere ulaşmayı hedefliyorsun? Hitap ettiklerin kim? Kendin için mi yoksa başkaları için mi sanat yapıyorsun?

G: Sanata aşık olan, güzelliğin sanatçının araştırmasında önemli bir yere sahip olduğunda hemfikir olan açık fikirli insanlara ulaşmak istiyorum. Etrafımda yer alan şeyler çoğu zaman yaratıcılığımı şekillendirir ama bu süreçte izleyicinin pek bir etkisi olduğunu düşünmüyorum. Sıkça değişirim ve tanımlamalardan kaçmaya çalışırım. Belirli bir stili takip ettiğimi düşünmüyorum; cevaplar için kendi içime bakmam yeterli oluyor.

E: Sanatsal aracın olarak neden fotoğrafı seçtin?

G: Çünkü fotoğraf hâlâ deneyselliğe açık bir araç ve hayalgücümü sınırlandırmıyor. Fotoğraf gerçekliği temsil etmek, olmuş bir şeyi göstermek için ortaya çıktığından bu gerçeklik algısını hayalgücümle birleştirmek bana ilginç geliyor. Benim yaklaşımım bir ressamınkine daha çok benziyor; kendimi gerçekliğe temsil etmek yerine yenisini yaratıyorum.

E: Levitation (Yükseliş) serisinin senin için özel bir anlamı var mı?

G: Levitation serisi özgür bir seri ve bu da beni fotoğraflarıma belirli bir anlam yüklemekten alıkoyuyor. Fotoğraflara herkes kendi bakış açısıyla yaklaşıyor ve anlamı kendilerine yansıtıyorlar birileri yol göstermeden. Kesinlikle söyleyebilirim ki, serinin temel temalarından biri esaretten kurtuluş. Benim için sanat kimseye ait değil, bunun için sanat kurtarılmış bir alan ve dünyanın tümüne ait.

E: Ad Vivum adlı projende zamansız sanat olarak tanımlanabilecek işler yer alıyor. ‘Zamansız’ derken neyi kastediyorsun? Seni bu projeyi yaratmaya iten etkenler nelerdi?

G: Ad Vivum’da güncel bir araç olan fotoğrafla Flemenk resimlerinin atmosferini birleştirerek bu iki uzak, fakat birbirine benzeyen dünya arasında bir köprü kurmak istedim. Erken dönem Flemenk ressamlar portre konseptinde devrim yarattıkları için sanat tarihinin ilk ‘fotoğrafçıları’ sayılabilirler. Örneğin Vermeer resimlerinde camera obscura sayesinde perspektif efektlerine yer vermiştir. Ad Vivum serisinde yer alan kızların adı konulamayan bir yüz ifadesine sahip ve belirsiz bir yaşta olmalarını amaçladım. İletişime geçen yüz ifadeleri aradığım için bu özneleri bulmam çok kolay olmadı. Kızlardan birisi gerçek bir Flemenk, diğeri ise Afrikalı bir albino. Son dokunuşun provakatif bir biçimde yansıtıcı olması gerektiğini düşündüm: basılı bir fotoğraf, kağıt üzerinde mürekkep demek; yani yüzeydeki pigmentler. Sence de bu açıdan resmi andırmıyor mu?

E: Peki günümüzdeki çağdaş sanat akımlarını nasıl değerlendiriyorsun?

G: Aklı karışmış ve anlaşılması güç. Gerçi bu çağdaş sanatın en ilginç tarafı olabilir, bütün tanımlamalardan uzaklaşmış olma isteği.

E: Kendine yakın hissettiğin güncel sanatçılar var mı?

G: Saygı duyduğum pek çok sanatçı var ama aralarında bağ kurduğum birisi yok.

E: Mixer’le çalışmaya nasıl başladın?

G: Londra’daki Saatchi Gallery sayesinde Levitation serisiyle İtalya dışında da bilinir oldum ve sonucunda Mehmet Kahraman benimle iletişime geçti. Çalışmalarımı beğendi ve Mixer’le çalışma fırsatını sundu. Ekim ayında Mixer’i ziyaret ettim ve şunu söylemem gerekir ki mekanın çok güzel bir enerjisi var. Roma’nın Mixer gibi modern mekanlara ihtiyacı var.

E: Mixer’in ‘ulaşılabilir sanat’ kavramı hakkındaki düşüncelerin neler?

G: Sanat herkesindir ve herkes içindir. Bir sanat eseri sanatsal değeri üzerinden rağbet görmeli, ticari değerinden değil. Mixer herkese ufak bütçelerle bile olsa kaliteden ödün vermeden sanata yaklaşma imkanı sunuyor. Ulaşılabilir sanat demokratik bir oluşum çünkü her sanatsevere eşit imkan tanıyor.