Karakutu Sergi Röportajı

Mixer Sessions II'nin kazanan projesi Karakutu'nun küratörü Burcu Bilir ve sanatçıları  Berka Beste KopuzBurcu PekHaydar AkdağMurat Han ErVolkan ParlakZehra Doğan ile bir röportaj gerçekleştirdik!


Küratör: Burcu Bilir

Karakutu için kavramsal bir çerçeve oluşturma süreci nasıl gerçekleşti? Daha önce kafa yorduğunuz sorunsallardan mı ortaya çıktı? Sanatçılarla etkileşiminiz bu çerçevede belirli değişikliklere sebep oldu mu?

Karakutunun kavramsal çerçevesini oluştururken ilk düşündüğüm gerçeklik içermesi gerektiğiydi. Bana göre sanat veya sanat yapıtı bazı gerçeklere / doğrulara işaret ediyor olmalı. Güncel sorunlarla ilgilenmeli. Çevremizde gelişen gerek siyasi olaylar gerek toplumsal olaylardan izole bir şekilde yaşamıyoruz ve bu sorunlarla sürekli olarak karşılaşıyoruz. İçinde bulunduğumuz atmosferde de bazı şeylerin normal olduğunu söylemek, görmezden gelmek veya bu toplumsal olaylarla ilgilenmemek insanın doğasına aykırıdır. Bir serginin sanatsal, estetik değeriyle birlikte anlattıklarının da bir o kadar önemli olduğunu düşünüyorum ve bu nedenle bir şeyleri işaret eden, sözü olan yapıtları bir arada görmek benim yaklaşımıma daha uygun. Yani Karakutu’nun kavramsal çerçevesi özellikle benim düşünüp bulduğum bir konu değil bizleri bulan durumlardan oluşuyor. Sonrasında etkili olansa bize dokunan bu olaylara nasıl tepki verdiğimiz…

Karakutu özü gereği, sık sık vurguladığınız kaos durumunu öne çıkaran distopik bir imgeyi çağrıştırıyor. Bu bakış, Türkiye’nin geleceğine yönelik bir öngörü niteliği mi taşıyor?

İlk başta da bahsettiğim gerçekliğe işaret etme durumunu en iyi yansıtan objenin kara kutu olduğunu düşünüyorum. Karakutu, bilindiği üzere teknik bir nesne. Genellikle uçaklarda bulunan, belirli verileri kayıt eden ve şiddetli darbelere bile direnç gösterebilen bir nesne. Çevremize daha geniş açıdan baktığımızda etrafımızda gelişen olayların çarpıtıldığı, bazı kimselerin lehine lanse edildiği bilinen gerçekler. Ancak bu bilinen gerçekler bile bir müddet sonra olağan görülüp unutuluyor. Gerçekleri unutmayan tek bir şey var o da karakutu. Yani Karakutu, kabullendiğimiz bazı yanlışları hatırlatmak adına, tek bir konuya değil tüm meselelere değinecek bir şey. Bu yüzden birçok evrensel değeri içinde barındırıyor…

Geleceğe yönelik bir öngörüden doğan bir farkındalık, silkelenme hareketi de diyebilirim.

Gitgide bireyselleşen toplumda insani değerlerin kaybolması ve normal olmayan bu havayı oksijen yerine koyuyor olmamız bilinmezliğe sürüklendiğimizin habercisi.

Ve daha da önemlisi olan biteni kanıksamaya başlamamız ve gün geçtikçe çevremizdeki beton yığınlarına benziyor olmamız.

İnsan doğasının evrensel değerlerine yönelik bir serginin küratörlüğünü yaparken, kişiselliğinizden ödün verdiğiniz noktalar oldu mu?

Hayır olmadı. Benim işaret ettiğim tüm kavramlar temelinde adalet olgusuna dayanıyor. Adalet günlük hayatta bizim vicdanımız, çevreye ve kendimize duyduğumuz saygıyla sağlayabileceğimiz bir şey. Aynı zamanda saygısızlık veya adaletsizlikle karşılaştığımız durumlarda da hak aramak gerekiyor. Bu şekilde davranabildiğimi düşünüyorum. Böyle devam edeceğim de.

Karakutu’nun sanatçılarını bir araya getiren motivasyon nedir? Biçimsel ya da teknik bir yakınlık mı yoksa güncele yönelik benzer duygu durumları mı?

Bahsettiğim gibi Karakutu birçok güncel durumu barındırıyor. Buradan hareketle aynı görüş düzleminde farklı sorunları ele alan sanatçıları bir araya getirdim diyebilirim. Karakutu’da sınırlar sorgulanıyor, sansüre vurgu yapılıyor, kentler yeni görünümleriyle karşımıza çıkıyor. Çıkış noktası benzer duygu durumları ve buradan hareketle biçimsel veya teknik yakınlıktan ziyade farklılıkların bir arada bulunması Karakutu’yu daha anlamlı kılıyor.


Berka Beste Kopuz

Sergideki en genç sanatçı olmak üretim sürecinde sizi etkiledi mi?

Bu durumun beni üretim sürecinde etkilediğini söyleyemem çünkü sergi için yaptığım çalışmalar önceden üretmiş olduğum çalışmalardı. Ancak, elbette, sergideki en genç sanatçı olmak mutluluk verici.

Dijital müdahaleyi diğer kolaj tekniklerine tercih etmenizdeki sebep nedir?

Grafik alanındaki bilgim doğrultusunda, rastlantısal olarak kullanmaya başladığım dijital müdahaleyi, sonrasında kısa süre içerisinde daha fazla varyasyonlar üretmemi sağlama açısından tercih ettim. Kısa süre içerisinde daha fazla sayıda çalışma üreterek, asıl yapmak istediğim çalışmalara daha emin bir şekilde ulaştığımı ve bunun dijital müdahaleyi tercih etmemdeki ana sebeplerden olduğunu söyleyebilirim.


Burcu Pek

Çalışmalarınız farklı serilere ait olmalarına rağmen birbirini tamamlar nitelikte. Bu üslup üretim sürecinizde nasıl ortaya çıktı?

Ben her şeyin birbiriyle bir bağlantı içinde olduğuna inanıyorum ve okuduğum her kitapla, izlediğim her filmle, çektiğim her fotoğrafla bir yapbozun parçalarını tamamladığıma şahit oluyorum. Çalışmalarım planlı bir üretim sürecinin sonucu olarak değil tamamen rastlantısal olarak ortaya çıkıyor ve birbirlerini tamamlar hale geliyorlar. Uzun süredir dert edindiğim şeyler, maruz bırakıldığımız dış etkenler ve şahit olduğumuz yıkımlar göz önüne alındığında ortaya çok da farklı sonuçların çıkması beklenemez zaten.

Genç bir sanatçı olarak yersiz yurtsuzluk haliyle ilgili fikirlerinizin ileride değişeceğini düşünüyor musunuz?

Yaşanacak olanları bilememekle birlikte tarihin tekerrürden ibaret olduğunu düşünüyorum. Bana göre yüzyıllardır sürmekte olan sorunlar daha büyük ve daha "modern" yıkımlarla karşımıza çıkmaya devam edecek. Yersiz yurtsuzluk hali insanın doyumsuzluğu var olduğu sürece devam edecek, belki de şimdilik sadece psikolojik olarak sardığı bizleri fiziki olarak da ele geçirecek. Sorunun kısırlığından dolayı fikirlerim kökten değiş(e)meyecek olsalar da maruz kalacağımız etkenlerden dolayı kaçınılmaz olarak bir değişime uğrayacaklardır.


Haydar Akdağ

Çevre/Merkez serisinde kullanılan şehirler hangi kriterlere göre çalışmanızda yer buldu? Küresel önemlerinin yanında sizin için kişisel bir anlam ifade ediyorlar mı?

Siyasal gelişmeleri yakından izlemeye özen gösteriyorum. Ana akım medya ya da bir başka söyleyişle bütün dünyada yaratılmak istenen algının yapay kaynaklarının tersine kişisel öngörülerimi “Çevre/Merkez” serisinde plastikleştiriyorum.  Gözden kaçan ya da şiddetle dayatılan merkez ve çevrelerin gerçekliklerini sorguladığım “Çevre/Merkez” serisinin şehirlerine sürekli bir yenisi eklenerek çoğalıyor. Eserleri üretirken zihnimi meşgul eden coğrafyalar önceliklidir.

Kullandığınız kolaj teknikleriyle çalışmalarınızın içeriğinin birbirine paralel noktalara işaret etmesine dikkat ediyor musunuz?

“Çevre/Merkez” serisinde kolaj tekniğine başvurmamın temel nedeni düşüncelerimi uzun uzun paragraflardan kurtarıp bir plastik kompozisyon içinde tek bir noktaya dönüştürmektir. Form olarak dairenin döngüye ve dönüşüme işaret eden devinimine yatay ve dikey kesikler/dikişler giriyor olması düşüncenin eksenleriyle ilgili. Paralellik sorunuzu; açılar, eğimler, eğilimler ve açıkçası olası öngörülerimin  plastik disiplini ve düşüncelerimin kendi bağlamında olurunu/olmazını benim kanaatlerim kadar izleyicinin de okumasında aramak da gerekir. Sanatçı olarak eserimin içinde inşaa ettiğim gerçekliğe benim tekil olarak inancım elbette aidiyet duygusu ve simülasyonu açısından tartışmasız içseldir.


Murat Han Er

Cyanotype tekniğinden biraz bahsedebilir misiniz?

Cyanotype 1850’ler den beri kullanılan, alternatif fotoğraf baskı tekniklerinden biridir. Cyanotype’ın  iki türü bulunmaktadır. Birincisi 1842’de Sir John Herschel tarafından bulunan ve Henry Fox Talbot’un bu tekniği pozitif görüntü elde edilecek şekilde geliştirdiği, Geleneksel ‘Cyanotype’ diğeri ise 1987’de Michael Ware tarafından geleneksel cyanotype’ın  geliştirilmiş yöntemi olan ‘Yeni Cyanotpe’ tekniğidir. Bu iki teknikte de baskı uygulaması aynıdır sadece Yeni Cyanotype’ın solüsyonunda kullanılan kimyasallar biraz farklılık gösterir.

Cyanotype demir tabanlı alternatif baskı yöntemidir ve Cyanotype bir fotoğraf baskısı elde etmemiz için ışığa duyarlı cyanotype solüsyona ihtiyacımız vardır. Işığa duyarlı cyanotype solüsyonu feramonyumsitrat ve potasyum ferrisiyanür içerir. Bu solüsyon gün ışığı olmayan bir ortamda, kağıt üzerine homojen bir şekilde sürülür ve kurutulur. Böylece fotoğraf baskısı yapacağımız fotoğraf kağıdını bazı standart ebat ve ölçülere, ya da kağıt çeşitlerine bağlı kalmadan istediğimiz ölçülerde hazırlama imkanına sahip oluruz. Elde ettiğimiz Cyanotype kağıdına fotoğrafımızı basabilmemiz için bir de negatife ihtiyacımız vardır. Baskısını yapmak istediğimiz görselin, görsel işleme programları ile (photoshop vs.) negatifi hazırlanır.

Cyanotype fotoğraf baskısı güneş ışığında ya da UV ışıkla pozlandırılır bu yüzden güneş baskısı (Sun Print) tekniklerindendir. Hazırlanan Cynotype uygulanmış zeminin (kağıt, kumaş her ne olusa) üzerine hazırlanan negatif yerleştirilir ve güneş ışığında veya UV ışıkta pozlandırılır. Pozlama sonrası banyo işleminden sonra fotoğraf kurutulur ve Cyanotype baskı elde edilmiş olur.

Cyanotpe ve diğer Alternatif Fotoğraf teknikleri birçok aşamadan oluşan fotoğraf baskı tekniği yöntemleridir. Bu tekniklerle ilgili http://www.alternativephotography.com/wp/  adresinden ya da diğer kaynaklardan detaylı bilgiye ulaşılabiliniz.

Sizce geleneksel bir baskı tekniği olarak fotoğraf disiplini için bir “karakutu” olarak nitelendirilebilir mi?

Herhangi bir alternatif fotoğraf baskı yöntemi, Cynotype veya Van Dayk ya da diğer alternatif fotoğraf baskı yöntemleri, özellikle standart yüzeylerin dışına çıkmak için bize çok ciddi bir özgürlük alanı sunmaktadır. Üretirken, çalışmaya daha çok müdahale etme imkanı sağlıyorsunuz. Bu teknikleri kullanırken tüm aşamalarını kendiniz hazırlıyor ve uyguluyorsunuz, ışığa duyarlı solüsyonunu, negatifini, baskı aşamalarını,  özellikle zemini yani baskı yüzeyini. Bu nedenle  üretiminizin tüm aşamalarının içerisinde olabildiğince Siz varsınız. Alternatif fotoğraf baskı teknikleriyle standart baskı kalıplarından ve sınırlı malzemelerden tamamen sıyrılıp, kendinize özgür bir alan oluşturabiliyorsunuz.

Üretimimizin sebebi olan dışavurumumuzu, kişisel duyguları, söylemleri, istediğimiz biçimde ve şekilde inşa etme imkanına daha çok sahip oluyoruz. En önemlisi bu yöntemlerle üretim yaparken çalışmaya daha çok dokunuyorsunuz, araya dijital bir baskı makinesi girmeden, onu ‘El’inizle daha çok şekillendiriyorsunuz.

Fotoğraf nesnesi olarak kullandığınız mekanlar bir sanatçı olarak kişiliğinizle paralelliklere sahip mi?

Fotoğraf çalışmalarımda kullandığım mekanlar, nesneler birbirinden farklılık gösterir ve söylemimim bir aracı halini alırlar. Yakınımızda olmasa bile, gözler önünde olan, göz ardı edilen ya da ettirilen, içimize dokunan olaylar, kargaşalar, düzensizlikler, içselleştirdiğim konular haline dönüşür. Bazen de kendimle uğraşır, kişisel yaşanmışlıklarım, yaşadıklarım, denk gelinenler, ruh halimi etkiler ve nesnelerim onlarla şekillenir. Her dönemde değişim gösteren içselleşmeler, bazen insanlık düzeyi ile uğraşırken bazen kendimle uğraşmama neden olur. Bunun için bazen kendimi yok edilen bir insan portresiyle uğraşırken, bazen de boşluğun ortasında kendimi ararken bulurum.


Volkan Parlak

Çalışmalarınızda merkezi bir figür olan AKM, sanatçı olarak sizin için ne ifade ediyor?

Atatürk Kültür Merkezi korunması gereken birinci dereceden anıtsal yapı niteliğine sahip olması bir kenara, İstanbul’un toplumsal, kültürel yaşamının hafızasıdır, modern mimarinin Türkiye ’deki simgesidir ve korunması gerekir. AKM, gerek mimari özellikleriyle gerek önünde bulunan bir sınıf mücadelesi alanı haline gelmiş Taksim Meydanı ile kurduğu ilişki bakımından Türkiye’nin en önemli binasıdır ve toplumun kültürel yaşamını mekâna yansıtması nedeniyle belge değeri vardır. AKM Kanlı 1 Mayıs’tır , Gezi Direnişi’dir. Mimari olarak çirkinse bizim bir dönemdeki çirkinliğimizdir. Zaferlerimizdir, deneyimlerimizdir, acılarımızdır. Toplumsal hatalarımız ve acılarımızla yüzleşemezsek, tarih gözyaşlarımızla kendini yeniler. Bu yüzden en geniş anlamıyla sanatsal üretimlerimiz ve ondan da önemlisi hafızalarımız, bir direniş alanıdır.

Emre Arolat’ın ‘AKM babaanne’ benzetmesi gibi: “Yaşlandı diye kimse gözden çıkarmaz onu. Varlığı önemlidir. Olsa olsa eskimenin nasıl yavaşlatılacağı konuşulur. Dişleri, saçları, kalbi... Pek de belli edilmez ona. Yaşlı bedenin olabildiğince sağlıklı tutulması önemlidir. Hafıza önemlidir.”
Hafıza önemlidir. Hatırlamak, hatırlatmak gerekir.

Kapatma serisinde ele aldığınız kontrol mekanizmalarını benzer bir şekilde sanatçının,  üretimleri aracılığıyla eserin alımlayıcısı üzerinde kurması söz konusu olabilir mi?

Foucault’nun dediği gibi “iktidar her yerdedir.” İktidar sadece bastırma, sınırlama ya da yasaklama olarak algılanmamalıdır. İktidar kendi gerçekliğini, üzerinde olduğu alanı ve haklılaştırma mekanizmalarını üretir. İktidarın var olması bilgisiz mümkün değildir aynı zamanda bilginin iktidara yol açmadan var olması da olanaksızdır.


Zehra Doğan

Tekstil desenlerini bir üslup olarak belirlemenizde etkili olan sanatsal dinamikler nelerdir?

Tekstil yüzeylerinde herhangi bir materyal motif olarak algılanıp farklı ritmik sistemlerde çoğaltılır. Çoğaltılan yüzeylerde farklılıklar ve benzerlikler belirli ritimlerde bir aradadır. Basit ve biçimsel olarak görülen bu düzen ve üretimin doğadakine benzer olduğunu, ondan insana, ve insan üretimine yansıdığını düşünürüm. Özellikle ‘motif’ olan biçim çeşitlendirilecek olursa içinde yaşadığımız şehirler de doğa dokuları da ‘çoğaltılmış’ motif ve yüzey ilişkisi içinde. O yüzden desen, çoğaltma prensibine göre üretilmiş ve tasarlanmış bir yüzey kurgusu, bana göre; haritada, bizi çevreleyen şehirlerde, sokaklarda, izi sürülebilen bir unsur olarak yaşamın içinde.

Çalışmanızın isminin Land Sketch olması, eserlerin aslında değişebilecek birer eskiz olduğuna mı işaret ediyor?

Eskiz yapımı sırasında bir çok çizgi, ait olduğu konumu bulmak üzere yüzey üzerinde gider ve gelir. Arama çizgileri sırasında kesin olan tek şey bu harekettir. Eskiz, insanın yer yüzündeki geçiciliğini, yerleşke arayışını, zaman içinde değişen perspektiflere göre yarattığı hareketleri ve konumlanmaları temsil ediyor. Bu yüzden de geçicilik land sketch serisinin dayandığı unsurlardan biri.

 

Hazırlayan & Düzenleyen: Öykü Sofuoğlu, Nisan İğdem