Murat Han Er

M.K: İnsan neden kendi içine yenik düşer ki üretmenin binbir halini yaşarken? 

Her içsel durum sanatçının kendi dünyasında yaşamış, karşılaşmış olduğu çözülmeyi bekleyen veya ötelenen, bilinen ya da bilinmeyen, sayısız soru ve cevaplarla oluşan kişisel bir alt gerçekliktir. Sanatçının içsel meseleleri, içselleştirdiği ve yoğun bir şekilde yaşadığı duyguları, iç dünyasından, bir çözümleme süreci sonrası, imgeselleşerek sanat yapıtında kendi varlığına ulaşabilir. Her içselleştirdiği konu, durum, hal, gelecekteki çalışmalarının kaynağını oluşturabilir. İç dünyasındaki her çekişmeli durum yaşamını etkiliyor gibi görünse de her bir çözümlemesinde, bunu sanatsal olarak gerçek dünyayla buluşturduğu için, yeni yapıtının ve galibiyetinin hazzını yaşar. Önemli olan sanatçının içindeki duyguların bütünüdür ve onları nasıl yansıttığıdır. Üretim sürecinde deneyimleri, anıları, yaratıcılığı ve hayal gücü, insanı kendi iç dünyasındaki duygularını açığa çıkarmada ve bir şekilde sürekli kendi içine dönmesinde oldukça etkilidir. Sonuçta eserleri üreten insanın duygusal ve pratik sürecidir ve bu süreçte kendi içine dönmesi oldukça normaldir. Bu içe dönüş ona, özgünlük, kendi olma gibi eşsiz nitelikleri katar. 

M.K: Son birkaç yıldır çalışmalarını farklı sergi ve etkinlikler içerisinde görüyoruz. Bağımsız bir sanatçı olarak bu iletişimi ve ilişkileri kurmak konusunda artı ve eksi noktalar oldu mu?  

Sanatçı çalışmalarını üretir ve bu eserlerini ‘izleyici’ ile buluşturur. Ben de çalışmalarımı bağımsız sanatçı olarak, izleyiciye sunum noktasında katıldığım ulusal ve uluslararası sergilerle gerçekleştirmeye çalışıyorum ve bu sayede çeşitli iletişimlerde bulunabiliyorum. Bağımsız bir sanatçı olarak kişisel ilişkilerle bu süreci sürdürmek biraz zor tabi ki. Fakat bağımsız olmanın da ciddi bir özgürlüğü var. Sanat endüstrisi içerisinde tanınırlık, tanıtım vb. konularda bir kuruma bağımlı olan sanatçılar bir bakıma avantajlı durumda olabilirler. Çünkü izleyiciyle olan ilişkileri,  yani sunum kısmını çeşitli kurumlar üstlenir ve sanatçı zaten üretim yoğunluğu içerisindeyken, bir de çalışmalarını izleyici ile buluşturma işinden sıyrılmış olur.

 

Figürün yara bandı ile kaplanması

M.K: Çalışmalarına baktığımda çoğunlukla karşımızda figürün ana noktada olduğunu görüyorken bir o kadar da aidiyetsiz bir duruş var. Bu durumu nasıl açıklıyorsun? 

Hemen hemen bütün çalışmalarımda figür merkezdir ve varlık mücadelesi veren bir konumdadır. Sargılı ifadelerin çeşitli şekillerde gösterilerek insan figürlerinin tasvir edildiği ‘İçsel Yara’ çalışmalarında, figür, izleyiciyi, yara bandının arkasına sığınan,  uzak, yalnız, sancılı, dünyasıyla buluşturur. Var olan yaşamı reddedip yara bandının ardında yeni bir dünya kurma isteği ve sessiz bir haykırışın görüntüsüdür bir nevi. Bu, var olma ve yaşama mücadelesini; geniş boşluklar içerisinde devasa bedenleriyle, tüm yalnızlıklarına rağmen varlıklarını devam ettirmeye çalışan çeşitli tek yalnız ağaç fotoğraflarından oluşan, ‘Dönüşüm’ çalışmalarında da görebiliriz. ‘Dönüşüm’ çalışmalarında yalnızlık içerisine sıkıştırılmış ağaç fotoğrafları; yine kendisine ait kendisinden olan tek boyutlu küçük, dar bir düzlem (ahşap) üzerine, cyanotype alternatif fotoğraf tekniğiyle basılmıştır. Yalnız ağaç formlarının bu düzlem üzerine hapsedilmesi, varlıklarını bu sıkıştırılmış, çerçevelenmiş, düzlem üzerinde davam ettirmeye mahkum edilmelerini ifade eder.

M.K: Dijital teknolojilerin yoğun bir şekilde kullanıldığı bir zaman diliminde fotoğraf medyumunu geleneksel bir tavırla ele almanın nedeni nedir?

Çalışmalarımda dijital teknolojiyi kullanıyorum. Fakat kullandığım araç ne olursa olsun; çalışmalarımla olan yakınlığımın, çalışmaya temasın önüne geçmesine izin vermiyorum. Çalışmalarımı ‘an’lık, kısa bir zaman dilimi içerisinden, daha uzun bir süreci kapsayan ve tamamen istediğim her türlü müdahaleyi yapabileceğim uzun bir zaman aralığında gerçekleştiriyorum. Dijital bir anlamda kusursuzluk hissettiriyor ve bu kusursuzluğu geleneksel alternatif fotoğraf baskı teknikleriyle birleştirerek, çalışmalarım üzerinde kendimi görme fırsatı oluşturup, fiziksel olarak, çalışmaya daha çok varlığımı katmaya çalışıyorum. Hatta büyük bir kısmını dijital yöntemlerle oluşturduğum çalışmalarımda bile mutlaka el izimin (dolaylı ya da direkt) çalışmayla birleştiği bir müdahalede bulunmadan yapamıyorum.

 

 

M.K: Fotoğraf medyumu ile hazır nesneleri ilişkilendirmek gibi bir kaygı görünür kılınıyor çalışmalarında. Fotoğraf medyumu anlatmak istediğin dili tanımlamakta sıkıntı mı yaşıyor? 

Çağdaş fotoğraf üretimlerine baktığımızda fotoğraf sanatçılarının çeşitli filmler, baskı çeşitleri, kullanılan ışık vs. gibi ekipmanların yanı sıra bir tarayıcı, bir ekran ya da ışığa duyarlı fotografik bir düzlem gibi çeşitli araçlar ve materyalleri kullandıklarını ya da elde edilen görüntünün üzerine yapılan çeşitli müdahaleler için farklı yöntemler geliştirdiklerini görüyoruz. Çalışmalarımda fotoğraf üzerine sürekli bir müdahale söz konusudur. Fakat bu müdahalelerim fotoğrafı değiştirme, dönüştürme amacıyla değil, fotoğrafın üzerine maddesel varlığımı ekleme ve bununla birlikte kendime özgür bir ifade ortamı oluşturma arayışıdır. Çalışmalarımda gördüğüm ya da ifade etmek istediğim düşünceyi, günlük sıradan malzemelerle buluşturuyorum ve bunu içeriğin ve biçimin ısrarcı anlamlar üretmesi için kullanıyorum. Kullandığım sıradan malzemelere çok ciddi anlamlar yüklüyorum. Fotoğrafı bu kişisel dille yaparak, fotoğrafı formlar ve müdahalelerle var etmeye çalışıyorum. Fotoğraf, kullandığım nesneler ve fotoğrafa istemli/istemsiz, fiziksel ya da dolaylı müdahalelerim, imgesel düşüncelerimi, kişisel bir ifade aracına dönüştürüyor.

M.K: Sanat üretimine devam ederken bir yandan da bir üniversitede araştırma görevlisi olarak çalışıyorsun. Bu durum üretimine nasıl etkiliyor? 

Sanatçısınız ve akademisyensiniz. Sanatçı olarak üretmek, sergilemek zorundasınız ve aynı zamanda akademik çalışmalar yapmanız gerekmekte. Ki bu dönem bir de benim gibi sanatta yeterlilik tez yazma dönemi ise zor ve yorucu, zamanı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyorsunuz. Sanatçı olarak var etmek istediğiniz projelerinizin peşinden koşuyorsunuz, fakat diğer tarafta akademik kariyeriniz için tamamlamanız gereken şeyler var. Sanatsal üretimlerinizden pek taviz veremiyorsunuz, çünkü üretimleriniz sanat ortamının içerisinde varlığınızın temsiline dönüşüyor ve var olmak durumundasınız. Akademik çalışmalarınız da sürekli devam ediyor, fakat sanatsal çalışmalara verdiğiniz öncelik nedeniyle, akademik çalışmalarınız biraz uzuyor. Akademik çalışmalar aslında ciddi bir birikim oluşturuyor: çalışmalarınızı , inşa ediyorsunuz bir şekilde. Akademide öğretim elemanları ve sanat öğrencileriyle her zaman bire bir temas halindesiniz, her gün yeni işlerin, fikirlerin, sanatsal çalışmaların doğuşunu görüyorsunuz, tartışıyorsunuz, değerlendiriyorsunuz ve izliyorsunuz. Bu heyecan verici bir şey. Tabi bu sanatsal ve akademik çalışmaları sürdürebilmek için de kendinize daha az zaman ayırabiliyorsunuz.

M.K: Yakın zamanda planladığın bir proje var mı? 

Etkilendiğim ve bunu çalışmalarımla dile getirmek istediğim, fakat henüz hayata geçiremediğim üzerine düşündüğüm bazı projelerim var. Ancak henüz sadece düşünce aşamasındalar.