Nazlı Erdemirel

Contemporary Istanbul’15 kapsamında seyirciyle buluşacak Nazlı Erdemirel, kaygı kavramının günümüz toplumuyla aynı anda nefes aldığını söylüyor. Sanatçıyla fotoğraf sanatına bakışı ve son serisinin çıkış noktası olan kaygı kavramı üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Fotoğrafla nasıl bir ilişkiniz var, neden siyah-beyaz çalışmayı tercih ediyorsunuz?

Farkındalıklarımı dönüştürebildiğim ve tüm kodları aktarabildiğim bir yüzey fotoğraf benim için. Özellikle siyah beyaz çalışmakla ilgili bir ısrarım yok, çalışmalara başladığım aşamada içerikle ilgili olarak ortaya çıkan bir durum bu.

Fotoğraf gerçek olana dair çok güçlü bir araçken, gerçeküstü olana dair bir ifade ile karşılaşıyoruz işlerinizde. Teknik ve ifade açısından bu iki zıtlığı bir araya getiriyor olmayı nasıl yorumluyorsunuz?

Kendi zihinsel gerçekliğimi aktarmada kullandığım şey fotoğrafın gerçekliği aslında. Yapısı gereği, gerçek olanı aktaran fotoğraf, benim imgelem dünyamı yaratım sürecime dâhil ettiğim anlatımla özellik kazanıyor.

Gündelik yaşantınızda nelerden etkileniyorsunuz?

Gözlemleyebildiğim ve iletişimde bulunduğum neredeyse her şeyden diyebilirim.

Bu seride ‘kaygı’ üzerine işlerinizi görüyoruz. Kaygı nesnesiz ve nedensiz korkular üzerinden ele alınıyor. Bunu biraz daha açıklayabilir misiniz?

Kaygının günümüz toplumuyla aynı anda nefes aldığını görüyorum ve oluşan tehlike her neyse bunun korku yansımasının kişilerde ortaya çıkardığı tedirginlik veya akıl dışı korku durumuyla görünmesi benim çalışma alanımı ortaya çıkarıyor.

Kaygı nasıl bir var olma biçimidir?

Kaygı kavramını varoluşçuluğa kazandıran Kierkegaard, insanın nesnel olarak akılla kavranamayacağını belirtir. İnsanın biyolojik ve rasyonel yanından başka psikolojik yönünün de olduğunu ifade eder. Kaygıyı insanın hiçlikten kurtulması ve silkinmesi için gerekli olan ruh durumu olarak görür, yani silkinme adına oluşan uyarıcı güç kaygıdır. Yalnızlık duygusuyla, kendimiz olup olmadığımızı sorgularken, karar verebilme aşamasında gördüğümüz gerçeklerimiz netlik kazanır. İşte bu aşamadan sonra kişi ya kendine özgü olmayan varoluşa devam eder ya da kendi varoluşunun sorumluluğunu üstlenir.

Kaygıya dair aktarımlarınızı ayna aracılığı ile gösteriyorsunuz, ayna burada ne tür bir işleve sahip?

Dış gerçeklikte nesneleri yansıtma yoluyla onları dönüştüren aynadır. “Kendimi ayna yerine koymadan seni dahi göremiyorum” empatisiyle bana ait öz düşünümsel kaygı gerçekliğini temsilen seçtiğim görüntüleri, aynalar aracılığı ile yansıtmış oluyorum.

Contemporary İstanbul’daki işlerinizin şimdiye kadarki çalışmalarınızdan ayrılan yanı nedir sizin için?

Daha çok kendime ait olanı iletmeyi seçmiş olmam. ‘Kaygı’ dediğimiz durumun bendeki yansımasını öz portrem aracılığı ile izleyicinin deneyimlemesine sunmam, bu projeme farklılık kazandırıyor.