Sümer Sayın

Mixer dergisinin 14. sayısı için ‘Nonlinear Future’sergisi seçkisinde yer alan Sümer Sayın ile bir araya geldik. “Belirsizlikler olasılıkları gün yüzüne çıkarır” diyen sanatçıyla gündelik hayatı ve çalışma tekniği üzerine konuştuk. 

Genel olarak sınırlarla derdiniz var, bunun üzerine konuşabilir miyiz biraz?

Sınırları genel anlamıyla bir yerin veya olgunun başını ve sonunu belirleyen çizgiler olarak tanımlayabiliriz. Politik yani coğrafi anlamda sınırlar ve yaşamlarımıza olan etkileri elbette başlı başına bir konu. İşlerimde sınırları bazen bu yanıyla bazense metaforik olarak ele alıyorum. Temelde daha çok ilgilendiğim yanı sınırların her halükarda iki taraf yaratıyor oluşu. İçinde bulunduğumuz tarafa göre diğer taraf ‘dış’ olarak niteleniyor. Çoğunlukla bu sınırları abartarak, değiştirerek, ya da yok ederek alışılanın dışında bir algı yaratmayı ve sınırların ötesine bir kapı aralamayı hedefliyorum.

Belirsizlik, olasılık gibi mevhumlar işlerinizde sıkça karşımıza çıkan temalar, bu kavramlara dair bakışınız nedir?

Belirsizlikler olasılıkları gün yüzüne çıkarır. Her şeyin net olmadığı ara devirler, süreçler benim için geleceğin tasavvur ve varsayımlarının çoğaldığı dönemler.

Çalışmalarınızda pek çok farklı materyal kullanıyorsunuz, buna nasıl karar veriyorsunuz?

Kafamdaki sorulara, düşündüğüm konulara göre aklımda bir fikir oluşuyor ve çoğunlukla bu fikir mediumundan ya da malzemesinden bağımsız olarak belirmiyor. Yani kavramlarla malzemeler birbirinden bağımsız şeyler değil benim için. İşler kendi materyalini seçiyor diyebilirim.

Çalışmayı daha çok seviyorum diyebileceğiniz bir malzeme var mı?

Sanırım en çok üç boyutlu, mekânla ilişkiye giren ve deneyim yaratan işleri seviyorum. Üretimimin temelinde heykel ve enstalasyon var.

Yüksek lisansınızı Oslo’da yaptınız, Oslo deneyiminin üzerinizde nasıl bir etkisi oldu?

Sanat alanından çok fazla kişi ile işlerim üzerine konuşma fırsatı buldum. Bunun yanı sıra farklı bir kültürle haşır neşir oldum. Yaratıcı bir insan için farklı dünyaları tanımak önemli.

Bilimle sanat arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz?

Bilim, hayatı, dünyayı ve evreni metodik ve kanıtlara dayalı olarak anlamaya çalışan bir dal. Sanat ise sezgisel olarak anlamaya çalışan bir dal olmasının yanı sıra yeni perspektifler sunan, öncelikle zihni önyargılarından kurtaran bir özgürleşme aracı. Her iki dal da birbiri için bir ilham kaynağı olabilir.

Çalışmalarınızda doğa ile de kurulan farklı türden bir ilişkiden bahsedebiliriz, kişisel anlamda doğayla aranızda nasıl bir bağ var?

Doğayla aramda bir şehirlinin kurduğu bağ var. Doğa benim için bir kaçış alanı. Medeniyet ve kültürün doğa ile olan ilişkisi ve doğanın kendi içindeki düzeni ilgimi çekiyor.

Hakkınızda yayımlanan bir yazıda, alternatif gerçeklik yaratmak amacınızdan bahsediliyordu, bu alternatif gerçeklik neyi içeriyor?

Şu an varolmayan, belki varolması mümkün de olmayan, hayatla ilgili herhangi, farklı ve çoğunlukla daha iyi bir olasılık veya içinde bulunduğumuz gerçekliği sorgulamamızı sağlayacak bir müdahale...

Felsefe ve edebiyatla ilişkinizi merak ediyorum.

Felsefeye ilgim ortaokul yıllarında başladı. Varoluşçuluk, özellikle Kierkegaard ve yapıbozumcular en çok etkilendiklerim diyebilirim. Edebiyat alanında da verilecek çok örnek var ama mesela Witold Gombrowicz, Michael Ende gibi yazarların tesadüfler, birbiriyle ilişkisiz görünen durumlar arasında bağ kurma şekilleri ve bir nevi gerçekliği bükerek aslında daha gerçek olan bir durumu tarif etmeleri beni etkileyen yaklaşımlardan biridir. Şu an okuduğum kitap ve yayımların çoğu daha çok sanatla ilgili. Ama felsefe ve edebiyata yoğun olarak odaklandığım dönemin bence kişiliğimi ve bakış açımı şekillendirmemde büyük etkisi oldu.

Gündelik hayatınızda nelerden etkileniyorsunuz?

Her şeyden. Sergiler, müzik, sinema, arkadaş sohbetleri, ilginç yazılar, komik videolar, güzel objeler, doğa, seyahat, aşk... Her beslendiğim şey direkt olarak işlerime yansımasa da ruh halimi ve üretim şeklimi etkileyen unsurlar.

Yerli ya da yabancı işlerini takip ettiğiniz, sizi etkileyen sanatçılar kimler?

Olafur Eliasson, Sol leWitt, Mona Hatoum, Thomas Bayrle, Laurie Anderson, Andreas Gursky, İlhan Koman sevdiğim sanatçılardan birkaçı. Ve bizim jenerasyondan işlerini beğenerek takip ettiğim sanatçılardan bir kaç isim Erdal İnci, Atalay Yavuz, Ali Miharbi, İrem Tok...

“Nonlinear Future” sergisindeki çalışmanızı diğer çalışmaları da düşündüğümüzde nasıl konumlandırırsınız?

İşin kendisi aslında konumlanmakla ilgili. Ama sadece mekanda değil zamanda da... İşi izlerken seyirci kendini aynalardan oluşan bir yön levhasının karşına konumlandırıyor ve bulunduğu noktadan geride kalan tarafı ilerideki bir hedef olarak gözlemliyor.