Seminer: Otomatik Hayat

  • Tarih: 14 Ekim 2017 Cumartesi

OTOMATİK HAYAT:

OTOMAT, SİBORG VE SİNGULARİTE'DE ESTETİK BOYUTLAR

            Marchal McLuhan “narkisos narkozu” kavramıyla medyumun teknolojik dönüşümü esnasında hayatlarımızdaki büyük değişimleri nasıl olup da fark edemediğimizi vurgulamıştı. Oysa ki bizi bütünüyle sarıp sarmalayan büyük teknik ve teknolojik dönüşümler meydana geldiğinde hem yaşam biçimlerimiz hem de varoluş biçimlerimiz dönüşümler geçiriyor. Bu dönüşümler içinde  günlük pratiklerimiz, kaygılarımız, arzularımız, algı ve düşünce biçimlerimiz yeniden yapılanırken insanın tanımı da artık yeniden düşünülmek üzere gündeme geliyor. İnsanın tanımıyla birlikte elbette ki onun etik, ahlak, politika, ekonomi ve burada üzerinde duracağımız estetikle olan ilişkisi de bir takım dönüşümler geçiriyor.

            Otomat kavramı burada dünün, bugünün ve geleceğin insanı ve sanatının teknolojiyle olan ilişkisi bağlamında merkezde duran bir kavram. Antik Çin ve Antik Yunan'da mitolojik otomatlardan, İslam coğrafyasının altın çağında üretilen otomatlardan, Rönesans otomatlarından, Sanayi Devrimi ile başlayan makinelerle yoğun ilişkili modern otomatik yaşamdan, bugünün yapay zekalarla desteklenmiş otomatik makineler ve yaşam tarzına ve belki de geleceğin tümüyle otomatik yaşam tarzına kadar otomatlar her zaman insan hayatının bir yerlerinde yer aldı ve bir çok uygulamada da estetikle oldukça ilişkide oldu. Otomat ve sibernetikle iç içe otomatik hayat bugünün ve geleceğin estetiğin kilit noktalarını anlayabilmek açısından önemli bir noktada durmakta.

            Futuroglar, bütün akıllı makinelerin tek bir sibernetik ağ ve tek bir yapay zeka oluşturarak kendi kendine yani otomatik olarak işleyeceği bir gelecek öngörüyorlar. Ve bunun başlangıcının oldukça yakın bir gelecek olduğunu net bir şekilde 2029 ya da 2030 yıllarını işaret ederek söylüyorlar. Bu işleyişe ve insanlık tarihinde yeni bir çağ olacağını iddia ettikleri döneme de singularite ismini veriyorlar. Böyle bir geleceğin mükemmel bir otomatizm olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Peki böylesine mükemmel bir otomatizm içinde sanatın teknikleri, işlevleri, anlamları ve konumunun nasıl ve neler olabileceğini tahmin edebilmek için nerelere bakmalıyız? Hatta böyle bir geleceğe karşın bu günün sanatının işlevlerini, anlamlarını ve estetiğini nasıl düşünmeliyiz? Ve bugün, bu gün de oldukça büyük ve önemli başta teknik ve bunun sonucunda da sosyolojik ve ontolojik dönüşümler geçirmekteyiz. Bu sosyolojik ve ontolojik dönüşümler içinde bugünün insanının artık bir siborg olduğunu düşünenler de hiç de az sayıda değil. Sibernetik organizmanın kısaltılmışı olan siborgun, internetin var etmiş olduğu sibernetik evrende ve bilgisayarlarla -bilgisayarın yapısı ve işleyiş biçimleri, bilgisayar dilleri ve programların işleyiş biçimlerinden kaynaklı- interkatif ilişkilerimizle oluşmuş yeni bir insan biçimi olduğu iddia edilmekte. Henüz tümüyle siborg olmamışsak bile en azından artık bir siborg toplumunda yaşadığımız iddia edilmekte. Böyle bir durumda bir tür otomat olan siborgun sanat ve estetikle olan ilişkisi nasıl ve hangi süreçlerle belirlenir? Yüzümüzü geçmişe döndüğümüzde de tarih içinde mekanik otomatın estetik ile olan ilişkisini nasıl düşünmeliyiz?

            Seminer bu sorular çerçevesinde otomat ve teknoloji bağlamında dünün, bugünün ve geleceğin sanatı ve estetiği üzerine tekniğe ve çağdaş düşünürlere referanslarla felsefi sorular sorup cevaplarını arayacaktır. Aynı zamanda seminerin içeriğiyle buluştukları noktalarda sergi işlerinin okumaları gerçekleştirilecektir.

 

Selman Akıl Hakkında:

2011 yılında Marmara Üniversitesi Fransızca Kamu Yönetimi bölümünde lisansını tamamladı. Daha sonra 2013 yılında Paris VIII Vincennes - Saint-Denis Üniversitesi’de Çağdaş Felsefe ve Kültür Eleştirileri bölümünde “Gilles Deleuze’de Azınlık Kavramı ve Çokkültürlülük Politikaları” başlıklı tezini vererek yüksek lisansını tamamladı. Bu süreçte, Paris-Fransa merkezli çağdaş felsefeyi Alain Badiou, Jacques Ranciere, Etiene Balibar, René Sherer, Eric Alliez gibi çağdaş felsefenin önemli isimlerinin seminerlerini takip ederek kavrama fırsatını buldu. 2014 yılından beri sanat yazıları ve eleştirileri yazmaktadır, bu dönemde özellikle teknoloji ve yeni medya üzerine odaklandı. Teknoloji felsefesi, teknoloji sosyolojisi, teknoloji ve sanat üzerine araştırma ve çalışmalar gerçekleştirmektedir. Aynı zamanda Fransızca ve İngilizceden çeviriler yapmaktadır.