Gökçe İrten

Gökçe İrten: “Çerçevelerin Hepsi Gerçek Anılarla Dolu”

Röportaj: Esma Kızılırmak

Eğitimini seramik ve cam tasarımı ile görsel iletişim tasarımı alanlarında alan Gökçe İrten, bir dönem Londra Sanat Akademisi’nde resimli çocuk kitapları üzerine illüstrasyon çalıştı. Sanatçının çocuk kitaplarının yanında edebiyat dergileri için oluşturduğu tipografik illustrasyonları da bulunuyor.

15 Aralık 2017 - 13 Ocak 2018 tarihleri arasında Mixer’de gerçekleştirdiği “Muhit” başlıklı sergisinde kentsel dönüşüm ve bunun bireyler üzerinde yarattığı hissiyata yönelik çalışmalarını sunan sanatçı sergide şehirleşme anlayışı içerisinde küçük ölçekli yerleşim alanlarının dönüştürülerek gökdelenlere ve rezidanslara evrilmesiyle sosyalleşmekten uzaklaşan insanlara odaklanıyor. Sanatçıya sergisi, üretim pratiği, illüstrasyonları, sergide ele aldığı ve üretimini tetikleyen kentsel dönüşüm üzerine sorular yönelttik.

Lisans eğitiminiz olan seramik ve cam tasarımı dışında sizi illüstrasyon pratiğine iten süreçten bahsedebilir misiniz? Bu alanlar hangi noktalarda kesişiyor?

Aslında biz zaten güzel sanatlar okurken her bölümden ders alabiliyoruz, almasak bile derslerine girebiliyoruz. Ben de grafik bölümünü çok ziyaret ederdim. Arada illüstrasyonlar yapardım. Mezun olduğumda da biraz da bu yönle ilgili iş üretmek istediğime karar verince yüksek lisansımı görsel iletişim tasarımında yaptım.

İllüstrasyonlarınızı tipografik anlatımlarla birleştirdiğiniz, birçok dergiye görsel malzeme sunan anlatımlarınız da var. Dergilere yönelik çalışmalarınız nasıl şekilleniyor?

Tipografi çok geniş ve eğlenceli bir alan. Görseli de bana çok tamamlayıcı ve vurucu geliyor. İllüstrasyonun bir parçası hatta kimi zaman kendisi oluyor. Bir de konu edebiyat olunca, illüstrasyonda kelimeler görmek bana çok organik geliyor. Dolayısıyla tipografik illüstrasyonlar da bu şekilde ortaya çıkıyor.

Aynı zamanda resimli çocuk kitapları yapıyorsunuz. Bu anlamda sanat pedogijisi sizce ne kadar önemli? Çocuğun dünyası kocaman bir okyanus. Hangi tekniği sunsanız, hangi yaklaşımda bulunsanız ona ulaşabilirsiniz. Algıları çok açık. Dolayısıyla ben iyi bir sanatla çocuğa ulaşmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Sanat perspektifini ve bakış açısını küçük yaşta genişletmeyi önemsiyorum. Çocuk kitabı seçimlerini mümkün olduğunca çocuğa bırakmak, kızlara prenses, erkeklere de arabalı kitaplar almayı hedef koymamak gerek :)

Mixer’in ev sahipliğini yaptığı “Muhit’’ adlı solo serginizde ele aldığınız kent yaşamı ile işlerinize baktığımızda bir çok karakterle karşılaşıyoruz. Bu karakterler ve kent yaşamını nasıl ilişkilendiriyorsunuz?

Hepsi bir çoğumuzun hayatına girmiş insanlar. Yan komşu, bakkal, terzi. O güzel mahalle zamanlarımızın amcaları, teyzeleri. Şimdi ise saat 7’de kapının önüne çöpü çıkartıyoruz ve ayda yılda bir kere olan apartman toplantılarında komşularımızı görüyoruz. Aslında hayatımızdaki o güzel renkli karakterleri kaybediyoruz.

Sergide kolajlar kadar dikkat çeken bir diğer unsur da bu işlerin çerçeveleri. Bu çerçevelerin çeşitliliği neyi ifade ediyor? Biriktirme süreci nasıl ilerliyor?

Çerçevelerin çeşitliliğine ister hayatlara dokunmuş anılar ve hatıralar diyelim ister yaşadığımız evler. Hepsi gerçek anılarla dolu parçalar. Bir çoğunun içinden siyah beyaz harika fotoğraflar çıkardım. Saçlarını yapıp fotoğrafçıya koşan ablalar, arabasının direksiyonunda çekilmiş başarı pozları. Bunları anı olarak biriktirmek insanı duygulandırıyor hakikaten. Hepsinin yaşamını tahmin etmeye çalışıyordum, duygularını anlamaya çalışıyordum. Romantik ve çok keyifliydi. İşin garibi, sergiyi hazırladım ama hala çerçeve topluyorum :)

Bu sergide ön plana çıkan tema kent yaşamı. Sizi etkileyen ve üretmek için harekete geçiren farklı unsurları paylaşır mısınız?

Hafriyat kamyonları :) Şaka değil. Oturduğum yerde kocaman bir kent yapılıyor dolayısıyla en çok gördüğüm şey hafriyat kamyonu, inşaat, yüksek binalar ve aralarında kalmış minicik prefabrik evler. Dolayısıyla aslında rahatsızlığımı dışa vuran bir üretim sürecinden geçtim.